T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Kurşunlu Müftülüğü

21.10.2025

İslam’da Komşuluk Hak ve Hukuku 14 Şubat 2025 Cuma Vaazı

İSLAM’DA KOMŞULUK HAK VE HUKUKU

Türkçedeki komşu karşılığında İslam ahlâk ve fıkıh literatüründe kullanılan câr kelimesi “yakın olma, yakınlık” anlamındaki civâr ve mücâvere mastarlarından isim olup genellikle birbirine yakın meskenlerde yaşayan kişilerin ve ailelerin her birini ifade eder. Ayrıca aralarında meslek, iş yeri vb. yönlerden yakınlık bulunanlar hakkında da kullanılmaktadır. (TDV İslam Ansiklopedisi, Komşu maddesi)

Dinimizde komşuluğa atfedilen önem ve değer çok büyüktür. Bunu anlayabilmek için ayetlerde, hadislerde ve çoğu bu iki kaynaktan aldığı ilhamla oluşmuş atasözlerimizde “komşuluk” hakkında söylenenlere bakmak yeterlidir. Konuyla ilgili bir rivayette Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: Devamlı oturacağınız yerde kötü komşu sahibi olmaktan Allah’a sığının. Çünkü insanların geçici olarak oturduğu yerdeki komşu bir müddet sonra değişir, (fakat devamlı oturduğunuz yerdeki komşu öyle değil).” (Nesâî, İstiâze, 44) Evden önce komşu bulun, yola çıkmadan önce de yol arkadaşı bulun.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevaid, 8/164)

Atalarımız da insanın bir yere ulaşacağı ve bir mesken tutacağı zaman komşu seçmenin önemine dikkat çekerek, “ev alma komşu al”, “yoldan önce arkadaşı, evden önce komşuyu seç”, “dişin ağrırsa çek çıkar, komşun kötü ise kaç kurtar” diyerek kötü komşunun ne kadar ağır bir yük olduğunu ifade etmişlerdir. Yine atalarımız iyi bir komşunun kimi akrabadan daha hayırlı olduğuna dikkat çekerek, “Âlim komşu cahil babadan yeğdir” demişlerdir. Yine Hz. Peygamber (s.a.s) Ebû Zerr’e (r.a.) Bir çorba bir yemek pişirdiğin zaman, suyunu çok kat ve sonra komşuna da ondan yedir(Müslim, Birr, 142) buyurmuş, atalarımız da buna paralel olarak, “komşuda pişer bize de düşer” demişlerdir. Tabi burada yemeklerin en sadesi olan çorbanın zikredilmesi temsilidir. Evinde çorbadan başka bir şey bulunmasa bile komşularına da ondan pay ayır denilmek istenmiştir.

Komşuların Birbirleri Üzerindeki Hakları

Ayet-i Kerîme’de şöyle buyrulur:

وَاعْبُدُوا اللّٰهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهٖ شَيْـٔاً وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَاناً وَبِذِي الْقُرْبٰى وَالْيَتَامٰى وَالْمَسَاكٖينِ وَالْجَارِ ذِي الْقُرْبٰى وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبٖيلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالاً فَخُوراًۙ

 

Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez” (Nisâ, 4/36)

Bu ayet-i kerime’de Allah (c.c.) müminlere on görev vermektedir.

Birincisi insana her şeyi esirgemeden veren Allah Teâlâ’ya ibadet etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.

İkincisi ise anne babaya saygıda kusur etmemek ve onlara karşı evlatlık vazifesini yapmaktır. Evlatlık vazifesinin kulluk görevinin hemen peşinden zikredilmiş olması üzerinde ayrıca düşünmeyi gerektiren bir husustur. Zira sadece burada değil daha başka ayetlerde de bu sıralama gözetilmektedir.

Üçüncüsü ise akrabayı koruyup gözetmek ve onlara iyi davranmaktır. Dördüncüsü ise yetimlere sahip çıkmaktır. Kendilerini himaye eden kimseleri kaybeden yetimlere kol kanat germek, onlara sahip çıkmak insanî bir görevdir.

Beşincisi fakirlere yardım etmektir. Zarurî ihtiyaçlarını karşılayamayan kimselere maddî destekte bulunmak Allah’a olan şükrün ifası mesabesindedir.

Altıncısı yakın komşuya iyilik yapmaktır. Evi bize yakın olan veya hem yakın komşu, hem akraba hem de din kardeşi olan kimselere el uzatmak Rabbimizi hoşnut eden davranışlardandır.

Yedincisi uzak komşuya iyilik yapmaktır. Evi uzak olan veya akrabalık bağı bulunmayan yahut da Müslüman olmayan kimselere de yardım etmeyi dinimiz bizlere tavsiye etmiştir.

Sekizincisi yakın arkadaşa yardım etmektir. Okul, iş, sanat hatta yol arkadaşı olan kimseleri koruyup kollamak makbul birer ibadettir.

Dokuzuncusu yolcuya yardımcı olmak ve ikramda bulunmaktır. Memleketine ya da gitmekte olduğu yere ulaşabilecek imkânı bulamamış kimselere yardım eli uzatmak ne kadar kıymetli bir iştir.

Onuncusu ise özgürlüğü elinden alınmış kimselere yardım etmektir. (Riyazü’s-Sâlihîn, Erkam Yayınları)

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ (رَضِيَ اللهُ عَنْهُ) أنَّ النَّبِيَّ قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَمُوتُ فَيَشْهَدُ لَهُ ثَلَاثَةُ أهْلِ اَبْيَاتٍ مِنْ جِيرَانِهِ الْاَدْنَيْنِ بِخَيْرٍ اِلَّا قَالَ تَبَارَكَ وَتَعَالَى قَدْ قَبِلْتُ شَهَادَةَ عِبَادِي عَلَى مَا عَلِمُوا وَغَفَرْتُ لَهُ مَا أعْلَمَُ

Ebû Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir Müslüman öldüğünde en yakın komşularından üç hane halkı kendisinin iyi bir insan olduğuna şahitlik ederse, Yüce Allah, ‘Bildiklerine göre şahitlikte bulunan kullarımın şahitliğini kabul ettim ve kendi bildiklerimi de bağışladım’ buyurur.” (İbn Hanbel, II, 409)

Komşular kimi zaman bir akraba gibi birbirleriyle içli dışlı oldukları için güzel geçinmeleri, birbiri hakkında iyi şeyler düşünüp mutlu olmalarını istemeleri, mallarının ve canlarının zarar görmemesi için gayret etmeleri, komşusu hatalı bir iş yapmaya kalktığında veya bir konuda komşusunun görüşünü almak istediğinde ona doğru yolu göstermeleri başlıca komşuluk haklarıdır. Ayrıca zaman zaman birbirlerine hediye göndermeleri, karşılaştıkları zaman birbirinin yüzüne gülüp selâmlaşmaları, yardıma çağrıldıkları zaman hemen gitmeleri gibi iyi komşuluk esaslarını yerine getirmeleri oldukça önemlidir.

Bir heyetle birlikte gelip Hz. Peygamber’e (s.a.s) çeşitli sorular yönelten sahâbî Muâviye b. Hayde, “Komşumun benim üzerimdeki hakkı nedir?” diye sorduğunda Hz. Peygamber (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Hastalandığında ziyaret etmen, öldüğünde cenazesini kaldırman, borç istediğinde borç vermen, muhtaç olduğunda ihtiyacını karşılaman, hayırlı işlerini tebrik etmen, musibet zamanlarında sabrı tavsiye etmendir.” Peygamberimiz (s.a.s) sonrasında sözlerine şunları ilave etmiştir: “Evini komşunun evinden yüksek yapma ki komşunun havasını engellemiş olmayasın!” (Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, XIX, 419; Beyhakî, Şuabü’l-îmân, VII, 84) Rahmet elçisinin vermiş olduğu bu cevap, bir taraftan onun merhamet ve zarafet anlayışını ortaya koyarken, diğer taraftan da Müslümanlar arasında gözetilmesi gereken diğergâmlık ahlakına ve ideal komşuluk ilişkisine işaret etmektedir.

Allah Resûlü (s.a.s),Sana komşu olanlara güzel davran ki Müslüman olasın(İbn Mâce, Zühd, 24) bir başka rivayette, Komşuna iyilik yap ki mümin olasın(Tirmizî, Zühd, 2) buyurmak suretiyle güzel komşuluğun Müslüman için vazgeçilmez bir davranış olduğuna dikkatleri çekmiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), bu güzel hasletin terkini ise bozulmanın bir tezahürü olarak görmüş ve kıyamet alameti olarak nitelemiştir. (Hâkim, Müstedrek, VIII, 3051) Öte yandan kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplarda nafile olarak çok fazla oruç tutmasa, namaz kılmasa veya sadaka vermese bile komşusunu rahatsız etmeyen kişinin cennete gideceğini, çok namaz kıldığı, oruç tuttuğu ve sadaka dağıttığı hâlde komşusuna eziyet eden kimsenin ise cehenneme gideceğini belirterek bir başka açıdan güzel komşuluğun önemine dikkatleri çekmiştir. (İbn Hanbel, II, 440) İnsanlar her zaman aynı varlık ve imkân içerisinde olmasalar da Hz. Peygamber (s.a.s) onları komşularına ikram etmeye teşvik etmiştir. (Müslim, İman, 74) Komşu tarafından yapılan ikramın küçümsenmemesi gerektiğine de vurgu yapan Allah Resûlü (s.a.s), evi idare eden kadınlara hitaben şöyle buyurmuştur: Ey mümin hanımlar! Sizden biri (pişirilirken) yanmış koyun paçası dahi olsa komşusu tarafından kendisine ikram edilen şeyi küçümsemesin.” (Muvatta’, Sıfatü’n-nebî,10) (Hadislerle İslam, 4/340)

Komşuların Birbirlerine Güzel Davranması

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذٖينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Kim bir iyilik getirirse ona bundan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse bilsin ki kötülük işleyenler ancak yapmakta olduklarının cezasına çarptırılırlar.” (Kasas, 28/84)

İlgili hadiste ise Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم « مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلاَ يُؤْذِ جَارَهُ - وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ

Ebû Hureyre’nin (r.a.) naklettiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Allah’a ve âhiret gününe iman eden kişi misafirine ikram etsin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kişi komşusunu rahatsız etmesin. Allah’a ve âhiret gününe iman eden kişi ya hayır söylesin ya da sussun.” (Buhârî, Rikâk, 23)

Miladi 622 yılı Eylül ayının yirmi dördüncü gününe rastlayan, 13 Rebîulevvel cuma günü, hicret için Mekke'den yola çıkan Sevgili Peygamberimizin (s.a.s) Medine'ye ulaştığı gündü. Hicret-i Nebî, meşakkat dolu iki uzun haftanın ardından Medine'deki Neccaroğulları mahallesinde son bulmuştu. Allah Resûlü (s.a.s.), Ebû Eyyûb el-Ensârî'nin (r.a.) davetine icabet ederek onun evinde konaklamaya karar vermiş, ona komşu olmuştu. Medine gibi mübarek bir beldenin Peygamber'e hasret insanları, ona yaklaşabilmek, onu şanına layık şekilde ağırlayabilmek için seferber olmuşlar, hicret yorgunu Hz. Nebî’yi (s.a.s)memnun edebilme sevdasıyla hiçbir fedakârlıktan geri kalmamışlardı. Hizmete gönüllü müminler arasında on bir yaşındaki Zeyd b. Sabit, o günlere ait bir hatırasını şöyle anlatır: "Resûlullah (s.a.s.) Ebû Eyyüb'un evinde misafir iken, evine ilk giren hediye, benim götürdüğüm ve içinde ekmek, tereyağı ve süt bulunan tirit kabı idi. “Ya Resûlallah! Bu kabı annem gönderdi.” dedim. O da, “Allah bunu senin için bereketli eylesin.” buyurdu ve ashabını çağırdı, yemeği birlikte yediler. Daha kapıya yönelmeden, Sa'd b. Ubade'nin kabı içeri girdi. Allah Resûlü'nün (s.a.s) orada kaldığı yedi ay boyunca her gece üç dört kişi kapısında bekler, nöbetleşe yemek taşırlardı." Ebû Eyyüb'un nadide komşusuna ikramda bulunmak için sıraya giren ensar, cömertliğin en güzelini göstermişlerdi. (Asr-ı Saadet’ten 365 Güne)

Komşuların Birbirlerine Güven Vermesi

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۘ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقٖيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُطٖيعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُؕ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُؕ اِنَّ اللّٰهَ عَزِيزٌ حَكٖيمٌ

Müminlerin erkekleri de kadınları da birbirlerinin velileridir; iyiliği teşvik eder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler, Allah ve Resulüne itaat ederler. İşte onları Allah merhametiyle kuşatacaktır. Kuşkusuz Allah mutlak güç ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/71)

Bir hadisi şerifte şöyle rivayet edilmiştir:

عَنْ عَائِشَةَ (رَضِيَ اللهُ عَنْهَا) عَنِ النَّبِيِّ (صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ) قََالَ: مَا زَالَ يُوصِينِي جِبْرِيلُ بِالْجَارِ حَتَّى ظَنَنْتُ اَنَّهُ سَيُوَرِّثُه

Hz. Aişe’den nakledildiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Cebrail bana komşu hakkını korumayı o kadar çok tavsiye etti ki neredeyse komşuyu komşuya mirasçı kılacağını zannettim.” (Buhârî, Edeb, 28)

Mekke’nin fethi sırasında sancaktarlık yapan Huveylid b. Amr’ın (r.a.) anlattığına göre, birlikte oldukları bir sırada Peygamber Efendimiz (s.a.s) art arda üç kez, “Vallahi iman etmemiştir.” der. Meraklanan ashâb, “Kim, Ya Resûlallah?” diye sorarlar. İmanın, hayatın anlamı olduğunu bilen ashâb-ı kirâm için iman etmemiş olmaktan daha büyük zarar ve iflas olamaz! Allah Resûlü (s.a.s) yemin ederek iman etmediğini söylüyorsa, böyle bir insan dünyada da ahirette de kaybetmiş demektir. Bu yüzden meraklı bir şekilde sorarlar: “Kim, Ya Resulallah?” Peygamber Efendimiz (s.a.s) cevap verir:Komşusunun, kötülüklerinden emin olamadığı kimse.” (Buhârî, Edeb, 29)

Komşuluk yalnızca evlerimizin yakınında bulunan insanlar değildir. İş/çalışma hayatımızda da oldukça fazla komşumuz bulunmakta ve bunlarla olan münasebetlerimiz de Rabbimizin rızasına uygun bir şekilde olmak durumundadır.

Ticari İlişkilerde Komşuluk

Komşuluk denince daha çok akla sosyal hayattaki komşuluk yani, yan yana oturan aileler gelmektedir. Ancak komşuluk kavramının bunun ötesinde çok daha farklı ve geniş alanları kapsadığını da unutmamamız gerekmektedir. Buna ticari faaliyette bulunan esnafları, işletmeleri ve ülkeleri de katmak isabetli olacaktır.

Bu nedenle bir Müslümanın nasıl ki ev komşuluklarında bazı sorumlulukları varsa, iş hayatında da komşuluk sorumlulukları vardır. Ticari komşuluklarda güven olması komşuluk ahlakının olduğunun bir göstergesidir. Bunun karşılığı olarak meslek ve ticaret hayatında yalan söylemeyi kendisine ilke edinen kimseler toplumumuzda itibarını kaybeden kişi olarak telakki edilmektedir.

Ticarette komşular arasında yeni bir malı piyasaya getirmek, var olan malı çeşitlendirmek vb. anlamda girişimcilik hamleleri doğal olduğu kadar kıymetli bir durumdur. Fakat doğal olmayan ve dinimizce tasvip edilmeyen tutum ise karaborsacılıktır. Kamunun ihtiyacı olmasına rağmen ticari bir malı stoklamak suretiyle talebin artmasını sağlamak ve piyasaya o malın arzını geciktirmek olarak tanımlanan karaborsacılıktan Müslüman bir tüccar sakınmalı ve uzak durmalıdır.

Ticarette komşuluk ahlakı ekseninde bizim toplumumuzda Kur’an-ı Kerîm kaynaklı bir kavram daha bulunmaktadır: Karz-ı Hasen, yani güzel bir borç. Karz-ı hasen esasen faizin alternatifidir. Faizde, “sen çalış, ben yiyeyim” ilkesi hâkim iken; karz-ı hasende ise “beraber kazanalım” zihniyeti bulunmaktadır.

Günümüzde Komşuluk İlişkileri

Hadislerde komşuya kötülük etmemek komşuluk haklarından sayıldığı gibi, komşusunun kötülüklerine, huysuzluklarına, sıkıntılarına katlanmak da sevap vaat edilen davranışlardan kabul edilmiştir. (Heysemi, 8/171) Bugünün şehir hayatı komşulukta yeni görevler getirmiştir. Meselâ apartmanlarda aidatların ödenmesi, ortak kullanım alanları, televizyon ve müzik aletlerinin sesi gibi konular bu açıdan dikkat edilmesi gereken hususlardır. Fakat ne var ki artan komşuluk hak ve görevlerine paralel olarak insanların bu konudaki duyarlılıkları gün geçtikçe azalmakta, komşuluk hakları, diğer birçok konu gibi ihlal edilmekte ve artık yeterince önemsenmemektedir.

Özellikle büyük şehirlerde apartman hayatı insanları komşuluk ilişkilerini en güzel şekilde yürütme konusunda zora sokmaktadır. Çünkü artık evler yan yana değil üst üste ve komşuluk hakları daha da artmış ve zorlaşmıştır. Elbette bunun asıl suçlusu apartmanlar değil, yanı başındaki komşusunun kimliğinden, derdinden, sevincinden ve hatta ölümünden habersiz bir şekilde bireysel yaşama yolunu seçmiş insanlardır. Bu bireysellik, insanların omzuna sevinçleri ve üzüntüleri paylaşmadan taşımak gibi ağır bir yük yüklemektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de, sosyolojik bir gerçeğe işaret ederek, akrabalık bağlarının güçlü, güzel ahlâkın yaygın ve komşuluk ilişkilerinin güçlü olmasını memleketlerin bayındır ve ömürlerin uzun olmasının sebeplerinden sayarken (Müsned, 6/159); akrabalık bağlarının kopmasını ve komşuluk düzeninin bozulmasını, kıyametin ayak seslerinden biri olarak haber vermiştir. (Müsned, 2/162) Çünkü insanlar arası münasebetler iyi ise, o toplumların dayanışması, medeniyet ve gelişmesi de iyi ve sağlıklıdır; o toplumda mutluluk ve huzur vardır.

Maalesef ayet ve hadisler bu konuya kesin bir şekilde ehemmiyet atfetmiş olmasına ve büyüklerimizden de böyle görmüş olmamıza rağmen modern dünyanın bize ödettiği bedellerden biri de giderek azalan ve içi boşalan komşuluk ilişkilerimizdir. Hızlı yaşam kültürü evlerimiz ve iş yerlerimiz arasında bizlere mekik dokuturken, yarışmaktan arta kalan zamanlarımızı ayırabileceğimiz akrabalarımız, dostlarımız ve komşularımız adeta bize fazla gelmektedir. İnsanlar arasında mesafe giderek artmakta; öyle ki her sabah aynı kapıdan çıktığımız, aynı sokaktan geçtiğimiz, aynı otobüs durağında beklediğimiz komşularımızı bile tanımaz hale gelmiş bulunmaktayız.

Eskiden evler birbirine uzak iken insanlar birbirine daha yakındı. İnsanlar ve komşular arasında sevgi, saygı, hürmet, yardımlaşma ve dayanışma duygusu hâkimdi. Bugün ise büyüyen şehirlerde, apartmanlarda iç içe oturulsa da insanlar birbiriyle tanışmaktan uzak durmaktadır. Oysa yeni komşuya “hoşgeldine gitmek” ve bir ihtiyacının olup olmadığını sormak, ihtiyacı varsa karşılamaya çalışmak, duruma göre onu davet etmek, komşuda hasta varsa ziyaret etmek, yalnızsa bir çorba pişirmek, düğünü varsa yardım etmek, öleni olmuşsa yalnız bırakmamak, bayram gibi özel günlerde muhakkak ziyaret etmek, tanışılmasa bile karşılaşıldığında selamlaşmak; kısacası komşuyu bir dost kabul edip yaşamına müdahale etmeden dengeli ve ölçülü ilişkiler kurmak oldukça güzel ve yapılması gerekli olan davranışlardır.

Modern hayat ve ona ait olan kabuller, bir arada yaşamanın en temel kurumu olan komşuluğu elimizden aldı. Bizi birbirimizden kopardı. Şimdilerde hepimiz, adına apartman dediğimiz kendi hapishanelerimizde birer mahkûm hayatı yaşıyoruz. İşin tuhaf yanı ise kalabalıklar içerisinde yalnızlığı yaşamak durumunda kalışımızdır. Bu yaşayış biçiminde problemlerimiz artarak devam ediyor; başta yalnızlık olmak üzere güvensizlik, korku, sevgisizlik, paylaşımsızlık gibi her gün biraz daha çoğalan sorunların insanları haline geliyoruz.

Oysaki bu topraklar üzerinde yaşamak demek, bir zamanlar "komşuluk" mertebesini göğsünü gere gere taşıyabilmek anlamına gelmekteydi. Komşu olmak bir mecburiyet, bir yük demek değildi. Komşu olmak yakın olmak, paylaşabilmek, hatta paylaşmak arzusu ile yaşayabilmek demekti. Sosyal dünyamız, kültürümüz bir zamanlar bu topraklar üzerinde yaşayan atalarımızı daha paylaşımcı insanlar olarak yetiştiriyordu; bu yüzden bizim komşularımız açken biz tok yatamazdık. Önemli olan paylaşmak, yardımcı olabilmek ama en çok da birlikte yaşamayı istemekti. (Komşuluk İnsani Sorumluluk, Diyanet İşleri Başkanlığı)

Rabbim içinde bulunduğumuz mübarek ayları layık olduğu şekilde ve Rabbimizin rızası doğrultusunda geçirebilmeyi bizlere nasip eylesin. Bizleri içerisinde bin aydan daha hayırlı olan gecenin bulunduğu, kendi kelamının indirildiği Ramazan-ı Şerîf ayına eriştirsin. Rabbim mazlum Müslüman kardeşlerimizin yardımcısı olsun. Onların dertleriyle dertlenebilmeyi, her ellerimizi açtığımızda dualarımıza onları da katabilme şuurunu bizlere ihsan eylesin. Müslüman kanından beslenmek isteyen ve mübarek topraklara gözünü diken Siyonistlere fırsat vermesin. Rabbim ülkemizi hem iktisadî hem de askerî anlamda kuvvetli ve kudretli eylesin. İçinde bulunduğumuz mübarek zamanların ve kendi yolunda canını seve seve feda eden ecdadımızın hürmetine bu ümmete yeniden fetihler nasip eylesin. Günümüz ve Cumamız mübarek olsun.

وَآخِرُ دَعْوَانَا أَنْ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ali BALABANLI

Çerkeş İlçe Vaizi