RAMAZAN AYI VE KUR’AN
Rahmet ve mağfiret ayı olan Ramazana “Kur’an ayı” da denilmektedir. Çünkü Allah’ın insanlığa son mesaj olarak gönderdiği Kur’an-ı Kerim Hz Peygambere (s.a.s) bu ayda inmeye başlamıştır. Konuyla ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle bildirilmektedir:
شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِيَ أُنزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِّنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُواْ الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُواْ اللّهَ عَلَى مَا هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
“ O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor. Allah’ı tazimle anmanız için ve şükredesiniz diye (uygun hükümler gönderiyor). ” (Bakara, 2/185)
Vahiy Meleği Cebrail (a.s), her yıl Ramazan ayında Sevgili Peygamberimizle (s.a.s) buluşur, karşılıklı olarak birbirlerine Kur’an okurlardı. Ramazanda camilerimizde ve evlerimizde okunan mukabele ve Kur’an hatimleri Cebrail ile Peygamberimiz arasında yapılan mukabele uygulamasının bir devamıdır.
Mübarek Ramazan ayı, Müslümanlara Allah'ın emirleri karşısında sorumluluk bilincine yani takvaya erişme fırsatı sunar. Böylece toplumsal dayanışma ve paylaşma şuurunu aşılayarak, bir anlamda “irade eğitimi” vermek suretiyle, müminlere kişilik kazandırır, “kâmil bir mümin” olmanın yollarını gösterir.
عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ (صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَ سَلَّمْ) : “أَتَاكُمْ رَمَضَانُ شَهْرٌ مُبَارَكٌ، فَرَضَ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ عَلَيْكُمْ صِيَامَهُ، تُفْتَحُ فِيهِ أَبْوَابُ السَّمَاءِ، وَتُغْلَقُ فِيهِ أَبْوَابُ الْجَحِيمِ، وَتُغَلُّ فِيهِ مَرَدَةُ الشَّيَاطِينِ.
Ebû Hüreyre'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Mübarek Ramazan ayı size geldi. Yüce Allah bu ayda size oruç tutmayı farz kıldı. Bu ayda sema (cennet) kapıları açılır, cehennem kapıları ise kapanır ve şeytanların azgınları bağlanır.” (Nesâî, Sıyâm, 5)
Kur’an
Kur’an, Allah tarafından Cebrâil vasıtasıyla mahiyeti bilinmeyen bir şekilde son peygamber Hz. Muhammed’e (s.a.s) indirilen, mushaflarda yazılan, tevatürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen, Fâtiha suresiyle başlayıp Nâs sûresiyle biten, başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı Arapça muciz bir kelâmdır. Bu tarife göre Hz. Peygamber’e (s.a.s) indirilmeyen kitap ve sayfalara, Kur’an’ın tercümesine veya Kur’an’ın manalarının Arapça olarak başka kelimelerle ifade edilmiş şekline, Hz. Osman’ın (r.a) mushaflarının hattına uymayan kıraatlere ve kutsî hadislere Kur’an denilemez (Şevkânî, s. 62) (TDV İA, KURAN)
Peygamber Efendimizin (s.a.s) en büyük mucizesiydi Kur’an. Hz. Süleyman’a kuşlarla konuşabilme ve rüzgârı yönlendirebilme yeteneğini veren, Hz. İsa’ya ölüleri diriltme ve körleri görür hâle getirebilme gücünü bahşeden Allah, son peygamberini de eşsiz kelâmı ile desteklemişti. Kur’an, bütün insanlara sesleniyor, onlara bilemedikleri ve aralarında tartıştıkları hâlde uzlaşamadıkları konuları öğretiyordu. Doğumdan öncesi veya ölümden sonrası gibi merak ettikleri meseleleri açıklıyor ve muhatapları üzerinde tarifi mümkün olmayan bir tesir bırakıyordu. Kur’an’ın sağladığı bu inandırıcılığı ve mucizevî etkiyi Allah’ın Elçisi (s.a.s) bir hadis-i şerifinde şöyle ifade buyurmuştu:
مَا مِنَ الأَنْبِيَاءِ نَبِىٌّ إِلاَّ أُعْطِىَ مِنَ الآيَاتِ مَا مِثْلُهُ أُومِنَ - أَوْ آمَنَ - عَلَيْهِ الْبَشَرُ ، وَإِنَّمَا كَانَ الَّذِى أُوتِيتُ وَحْيًا أَوْحَاهُ اللَّهُ إِلَىَّ ، فَأَرْجُو أَنِّى أَكْثَرُهُمْ تَابِعًا يَوْمَ الْقِيَامَةِ
“Her peygambere mutlaka iman edilen (veya insanların iman etmesini sağlayan) mucizeler verilmiştir. Bana verilen mucize de Allah’ın bana vahyettiği Kur’an’dır. Sonuçta ben kıyamet günü kendisine tâbi olanları en çok olan peygamber olacağımı umuyorum.” (Buhârî, İ’tisâm, 1)
Peygamberimiz (s.a.s), Allah’ın kendisiyle gönderdiği hidayeti ve ilmi, gökten inen bereketli bir yağmura benzetiyordu. İnsanı insan yapan değerlere susamış Mekke halkı, aradığı saf ve temiz dini Kur’an’da buluyor, onun olağanüstü anlatım üslûbu karşısında hayran kalıyordu. Sadece Resûlullah’ın (s.a.s) değil Hz. Ebû Bekir (r.a) gibi güzel sesli bir başka Müslüman’ın Kur’an okuduğu yerde de müşrik erkek ve kadınlardan, hatta çocuklardan oluşan kalabalıklar toplanıyor, izdiham meydana geliyordu. Suya hasret kalanların yağmura kavuşmasını andıran bu manzara, inanmayanlar için dayanılmaz bir mahiyet arz ediyordu. (Hadislerle İslam)
Kur’an Allah’ın Vahyettiği Son Kitaptır
حٰمٓۜ
تَنْزٖيلٌ مِنَ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِۚ ﴿٢﴾
كِتَابٌ فُصِّلَتْ اٰيَاتُهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَۙ ﴿٣﴾
بَشٖيراً وَنَذٖيراًۚ فَاَعْرَضَ اَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ ﴿٤﴾
“ Hâ-mîm. ﴾1﴿ Bu Kur’an, rahman ve rahîm olan Allah’ın katından indirilmiştir; ﴾2﴿ Bilmek isteyenler için âyetleri apaçık hale getirilmiş Arapça okunan bir kitaptır. ﴾3﴿ Müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirilmiştir ama çokları yüz çevirdi, artık onu işitmezler.(4) ” (Fussilet,41/1-4)
“İndirilen”den maksat Kur’an-ı Kerîm veya özellikle bu sûredir. Muhataplara bu hatırlatmanın yapılmasının sebebi, okunanın ilâhî kelâm olduğunu bilerek onu lâyık olduğu şekilde derin bir saygıyla dinlemeleri gerektiğini onlara hissettirmektir. Ayrıca bu ifade, bilhassa Kur’an’ın Allah tarafından indirildiğini kabul etmeyen, onu Hz. Muhammed’in (s.a.s) yakıştırdığını ileri süren inkârcılara cevap teşkil etmektedir. Bu cevapta Kur’an’ın başlıca şu özelliklerine dikkat çekildiği görülüyor:
a) Kur’an, Allah katından indirilmiştir, ilâhî vahiydir; onun Hz. Muhammed’in (s.a.s) kendi sözü olduğu iddiası tamamen asılsızdır.
b) Kur’an, Allah’ın rahman ve rahîm isimlerinin tecellisidir, dolayısıyla insanlık için bir rahmet ve lütuftur.
c) O bir “kitap”tır, yani sadece söylenip geçen bir söz değil, aynı zamanda yazıya geçirilerek korunması gereken ve korunan ölümsüz bir belgedir.
d) “Ayetleri açık açık ortaya konmuştur.” Râzî, bu kısmı açıklarken özetle şöyle der: Kur’an’ın ayetleri değişik konulara ayrılmıştır, farklı anlamlar taşımaktadır. Şöyle ki: Bazı ayetler Allah’ın zatını tanıtmakta, sıfatlarını açıklamakta; ilim ve kudretinin, rahmet ve hikmetinin mükemmelliğini; göklerin, yerin ve yıldızların yaratılışındaki, geceyle gündüzün birbirini izlemesindeki sırları; bitkiler, hayvanlar ve insanlardaki hayranlık verici özellikleri anlatmaktadır. Bazı ayetler, ruhlara ve bedenlere ait yükümlülükler hakkında bilgi vermekte; bazıları ahiretle ilgili vaad ve uyarı, sevap ve ceza konularında, cennet ve cehennem ehlinin dereceleri hakkında açıklamalar içermektedir. Bazı ayetlerde öğüt ve uyarılar, bazılarında ahlâk güzelliğine ve ruh terbiyesine dair konular işlenir; bazıları da eski toplulukların tarihlerinden söz eder. Kısacası, insafla düşünen herkes kabul eder ki insanlığın elinde, çeşitli bilgilerin ve birbirinden çok farklı konuların yer aldığı Kur’an’ın benzeri başka bir kutsal kitap yoktur (XXVII, 94).
e) Kur’an’ın dili Arapça’dır; bunun da asıl sebebi, İslâm peygamberinin Arap asıllı, hitap ettiği ilk topluluğun da Araplar oluşudur. Nitekim “İstisnasız her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara (gerçekleri) açık açık anlatsın” buyurulmuştur (İbrâhim 14/4; ayrıca bk. Zümer 39/28).
f) Kur’an, özünde kusursuz bir ilâhî hakikat, rahmet ve rehber olmakla birlikte ondan doğru olarak ve gerektiği kadar yararlanabilmek için olabildiğince zihinsel donanıma sahip olmak, samimi bir niyetle hakikat ve fazilet arayışı içinde bulunmak gerekir. 4. ayette belirtildiği gibi “çokları” yani inkârcılar (Şevkânî, IV, 578-579), peşin bir hükümle Kur’an’a sırt çevirdikleri, onu dinlemedikleri, açıklama ve uyarılarını dikkate almadıkları için Kur’an’dan nasiplerini alamazlar; hatta “Kur’an zalimlerin (inancı, niyeti ve ahlâkı bozuk olanların) ancak hüsranını arttırır ” (İsrâ 17/82).
g) Kur’an müjdeci ve uyarıcıdır; sadece bilgi vermez, sadece görev de yüklemez; aynı zamanda hakikati arayan, hak olana inanmaya ve hakka göre yaşamaya niyeti olanlara, aradığını bulduğunda da ona sımsıkı sarılanlara güzel bir akıbet, mutluluklarla dolu ebedî bir hayat müjdeler; batıla sapanları; inkâr, haksızlık ve ahlâksızlık peşinde olanları da acı bir akıbetle ve ağır cezalara çarptırılmakla tehdit edip uyarır. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 685-687)
Kur'an, En Doğru Yola İletir
اِنَّ هٰذَا الْقُرْاٰنَ يَهْدٖي لِلَّتٖي هِيَ اَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنٖينَ الَّذٖينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ اَجْراً كَبٖيراًۙ ﴿٩﴾
“Kuşkusuz bu Kur’an en doğru olana iletir; dünya ve ahiret için yararlı işler yapan müminlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler. ” (İsra, 17/9)
Kur’an’ın asıl işlevi, insanlık için bir rehber olması, “en doğru olan”a götürmesidir. “En doğru olan”la ilgili açıklamalar genellikle şu noktada toplanmaktadır: En doğru olan, öncelikle İslâm dini, yani onun temel öğretisi olan doğru itikat, güzel ameldir. Bu ikisini gerçekleştiren de Allah tarafından ödüllendirileceği için Kur’an aynı zamanda bu büyük ecri kazanmaya vesiledir. Öte yandan Kur’an ahirete inanmayanlara Allah’ın ağır bir azap hazırladığını da haber vermektedir ki, insanların doğruyu bulması için Kur’an’ın dikkat çektiği hususlardan biri de budur. Çünkü peşin fikirli olmadan hakikate karşı zihnini ve gönlünü açık tutanlar Kur’an’ın bu uyarıları sayesinde ahiret azabından korunmak gerektiğinin şuurunda olarak günahlardan uzaklaşma ve arınma çabası gösterirler. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 465)
Kur’an’ın niçin indirildiği iyi bilinmelidir. Bu hususta Yüce Allah, “Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için kolaylaştırdık. Var mı düşünüp öğüt alan?”, (Kamer, 54/17, 22, 32, 40) “Bu, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri ibret alsın diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.” (Sâd, 38/29) buyurmaktadır. Kur’an’ın iniş ve okunuş amacı yanlış anlaşıldığında, ilâhî mesajdan yararlanmak neredeyse imkânsız hâle gelecektir. O, ne sadece güzel okunmak için, ne düşünsel polemiklere konu olmak için, ne toplumsal statü sağlama aracı olmak için, ne de çıkar sağlamak için gelmiştir. Mehmet Akif’in ifade ettiği üzere;
İbret olmaz bize her gün okuruz ezberde
Yoksa hiç mana aranmaz mı bu ayetlerde
Lafz-ı muhkem yalnız anlaşılan Kur’an’ın
Çünkü kaydında değil hiç birimiz mananın
Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına
Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına
İnmemiştir hele Kur’an şunu hakkıyla bilin
Ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için.
Kur’an Okumanın Fazileti ve Ahirette Kazandırdıkları
Düzenli Kur’an okumak, Peygamber Efendimizin (s.a.s) aksatmadığı ve çok önem verdiği bir sünnetiydi. Sakîf Kabilesi’nden İslâm’ı kabul eden kişilerden Evs b. Huzeyfe (r.a), arkadaşlarıyla birlikte Medine’de Peygamberimize (s.a.s) misafir oldukları günleri şöyle anlatır: “Allah Resûlü (s.a.s) her gece yatsı namazından sonra yanımıza gelir ve bizimle İslâm üzerine konuşurdu. Mekke’de çektikleri sıkıntıları anlatırdı.” der ve şöyle devam eder: “Bir gece yanımıza biraz geç geldi. Ben, ‘Bu gece biraz geciktiniz yâ Resûlallah!’ deyince, ‘Kur’an’dan her gün okuduğum kadarını (hizbimi) bitirmeden çıkmak istemedim.’ buyurdu. Sabah olunca bu konuyu sahâbîlere sorduk. Onlar, “Biz Kur’an’ı bölümlere ayırarak okuruz. Üç sûre, beş sûre, yedi sûre, dokuz sûre, kendi içinde birer okuma bölümü (hizb) oluşturur.” dediler. (İbn Hanbel, IV, 9; İbn Mâce, İkâmetü’s-salavât, 178)
Kur’an’ı ezberden okuma konusunda, cünüplük hâli dışında hiçbir şey Allah Resûlü’ne (s.a.s) engel olamazdı. ( Nesâî, Tahâret, 171) Evde, mescitte, namazda, yolculukta, gündüz veya gece hep Kur’an okurdu. Ashâb arasında samimiyeti ve ihlâsı ile temayüz eden Abdullah b. Muğaffel (r.a), Mekke’nin fethedildiği yıl Peygamberimiz’i (s.a.s) devesinin üzerinde sesini yükselterek ve dalgalandırarak Fetih Sûresi okurken gördüğünü söyler. ( Müslim, Salâtü’l-müsâfirîn ve kasruhâ, 237) Hadis rivayetiyle meşhur sahâbî Berâ’ b. Âzib (r.a) ise bir defasında Resûlullah’ın (s.a.s) yatsı namazında Tîn Sûresi’ni okuyuşunu dinlediğini anlatır ve “Sesi veya okuyuşu ondan daha güzel olan bir kişi daha duymadım.” der. (Buhârî, Tevhîd, 52;Hadislerle İslam)
Hz. Peygamber (s.a.s) anne babaları ve çocuklarını da Kur’an’ı öğrenme ve onu hayatında gereğince tatbik etme hususunda teşvik etmiştir: “Kur’an-ı Kerim’i okuyan ve hükümleriyle amel edenin anne ve babasına kıyamet günü bir taç giydirilir. Bu tacın ışığı (güneşi evlerinizin içinde farz etseniz) dünya evlerindeki güneş ışığından daha güzeldir. O hâlde Kur’an’ı bizzat öğrenen hakkında ne düşünürsünüz?” ( Ebû Dâvûd, Tefrîu ebvâbi’l-vitr, 14)
خَيْرُكُمْ مَنْ تَعَلَّمَ الْقُرْآنَ وَعَلَّمَهُ
"Sizin en hayırlınız, Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir." (Buharî, Fedailü'l-Kur'ân, 21)
Hz. Peygamber (s.a.s) buyurdu ki:
مَنْ قَرَأَ حَرْفًا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ فَلَهُ بِهِ حَسَنَةٌ وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا لَا أَقُولُ الم حَرْفٌ وَلَكِنْ أَلِفٌ حَرْفٌ وَلَامٌ حَرْفٌ وَمِيمٌ حَرْفٌ
"Kur'ân-ı Kerim'den tek harf okuyana bile bir sevap vardır. Her hasene on misliyle kayda geçer. Elif-Lâm-Mim bir harftir demiyorum. Aksine elif bir harf, lâm bir harf ve mim de bir harftir." (Tirmizi, Sevâbu'l-Kur'ân, 16)
Başka bir hadiste Hz. Peygamber (s.a.s) Kur’an okuyan ve okumayan iki kişiyi tasvir ederken buyurdular ki:
مَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ مَثَلُ الْأُتْرُجَّةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَرِيحُهَا طَيِّبٌ،
“Kur’an okuyan mümin portakala benzer. Kokusu güzel, tadı hoştur.”
وَمَثَلُ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ التَّمْرَةِ طَعْمُهَا طَيِّبٌ وَلَا رِيحَ لَهَا،
“Kur’an okumayan mümin hurma gibidir. Tadı hoştur ama kokusu yoktur.”
وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الرَّيْحَانِ رِيحُهُ طَيِّبٌ وَلَيْسَ لَهُ طَعْمٌ،
“Kur’an okuyan günahkâr reyhan otu gibidir. Kokusu güzeldir ama tadı acıdır.”
وَمَثَلُ الْمُنَافِقِ الَّذِي لَا يَقْرَأُ الْقُرْآنَ كَمَثَلِ الْحَنْظَلَةِ رِيحُهَا مُنْتِنٌ وَطَعْمُهَا مُنْتِنٌ
“Kur’an okumayan günahkâr ise Ebu Cehil karpuzu gibidir. Tadı acıdır, kokusu da yoktur.” (Buhârî, Et’ime, 30; Fezâilü’l-Kur’ân,17)
Allah (c.c), en küçük bir iyiliği bile karşılıksız bırakmaz ve insanın dünyada en çok değer verdiği ilgilendiği şey olan Kur’an’ı, ona sahip çıkarak samimi bir ilişki kurduğu ölçüde insana şefaatçi kılar. Bu şekilde kişinin belki de en çok ihtiyaç duyduğu anda sıkıntılarından kolayca kurtuluşuna vesile olur. Hz. Peygamber'in (s.a.s) bu konudaki öğütleri oldukça dikkat çekicidir.
"Kişi kabrinden kalkınca Kur’an, o kimseyi, rengi değişmiş ve zayıflamış bir halde karşılar ve: 'Beni tanıyor musun?' der. O da: 'Hayır' cevabını verir. O zaman: 'Ben senin arkadaşın olan ve seni şiddetli sıcaklarda susuz, geceleri uykusuz bırakan Kur’an’ım' der. Sonra o şahsa vakar tacı, anne-babasına da iki değerli elbise giydirilir. Anne-baba bunun sebebini sorunca, çocuklarının Kur’an’la olan meşguliyeti gösterilir." (İbn Mace, Edeb, 52: Darimî, Sünen, 2/451) Diğer bir hadislerinde de Allah Resûlü (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır: "Kur’an okuyun! Zira Kur’an, kıyamet günü okuyana şefaatçi olarak gelir." (Müslim, Müsafirûn, 252)
Hz. Peygamber (s.a.s) başka bir hadisi şerifte buyurdular ki:
«إِنَّ الْبَيْتَ لَيَتَّسِعُ عَلَى أَهْلِهِ وَتَحْضُرُهُ الْمَلَائِكَةُ وَتَهْجُرُهُ الشَّيَاطِينُ، وَيَكْثُرُ خَيْرُهُ أَنْ يُقْرَأَ فِيهِ الْقُرْآنُ، وَإِنَّ الْبَيْتَ لَيَضِيقُ عَلَى أَهْلِهِ وَتَهْجُرُهُ الْمَلَائِكَةُ، وَتَحْضُرُهُ الشَّيَاطِينُ، وَيَقِلُّ خَيْرُهُ أَنْ لَا يُقْرَأَ فِيهِ الْقُرْآنُ»
"Kur’an okunan evin hayrı artar; oturanları sıkmaz. Böyle evlere melekler toplanır, şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’an okunmayan ev oturanlara dar gelir; böyle evlerin hayır ve bereketi az olur; melekler uzaklaşır; şeytanlar üşüşür. İçinde Kur’an okunan, anlam ve yorumuyla meşgul olunan ev, yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi, sema ehli için aydınlatılır." (Darimî, Sünen, 2/429-430)
Kur’an’ı Unutmak ve Kur’an’la İlişkiyi Kesmek
İnsanın bir kez dünyaya gelip ölümden sonra yeniden dünyaya dönmesi mümkün değildir. Dünyada gerekli hazırlıkları yapan kişiler, ölümle yüzleşip hakikat ile karşılaştıklarında ve büyük bir acının yaşandığı o anı gördüklerinde Allah'tan yeniden dünyaya gönderilmeyi dileyeceklerdir. Onların bu isteklerinin kabul edilmediği Kur’an’ı Kerimde şöyle anlatılır:
حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمْ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِي لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلاَّ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
"Ahireti inkâr edenlerden birine ölüm gelip çatınca, işte o zaman: "Ya Rabbi, ne olur beni dünyaya geri gönderin, ta ki zâyi ettiğim ömrümü telafi edip iyi işler yapayım." der. Hayır, hayır, bu, onun söylediği manasız bir sözdür. Çünkü dünyadan ayrılanların önünde artık diriltilecekleri güne kadar bir berzah vardır."(Mü'minûn 23/99-100)
Başka bir ayette de insanın, Kur’an’dan uzaklaşmaya vesile oldukları için bazı kimselerin arkadaşlığından pişmanlık duyacağı belirtilmektedir:
وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَالَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلاً يَاوَيْلَتَي لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلاَنًا خَلِيلاً لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ ِلْلإِنسَانِ خَذُولاً
"O gün zalim, parmaklarını ısırır, 'Eyvah'! der, keşke o Peygamber'le birlikte bir yol tutaydım. Eyvah! Keşke falanı dost edinmeyeydim! Vallahi bana gelen Zikir'den beni o uzaklaştırdı. Zaten şeytan, insanı işte böyle uçuruma sürükleyip sonra da yüzüstü, yalnız bırakır." (Furkân, 25/27-29)
Resûlullah da (s.a.s.) ümmetinin Kur’an’dan uzaklaşmalarını, onunla olan bağlarını koparmalarını ve ona gerekli ilgiyi göstermeyişlerini Cenab-ı Hakk’a şikâyet edecektir:
وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
"O gün Peygamber: 'Ya Rabbi, halkım bu Kur’an’ı terk edip ondan uzaklaştılar!' der." (Furkân, 25/30)
Kur’an’ı Unutmanın Büyük Vebal Olması
Bu konuda Hz. Peygamber'den (s.a.s) rivayet edilen hadisler oldukça ağır ifadeler taşımaktadır. Resûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuşlardır: "Ümmetime verilen ücretler bana arzedildi. Bunlar arasında bir kimsenin mescitten kaldırıp attığı bir çöp için verilmiş olanı da vardı. Keza ümmetimin işlediği günahlar da bana arzedildi. Bunlar arasında, bir kimsenin İlahî bir lütuf olarak öğrenip de sonradan unuttuğu bir sure veya ayet sebebiyle kazandığı günahtan daha büyüğünü görmedim." (Ebu Davud, Salât, 16; Tirmizî, Sevabü'l-Kur'ân, 19) Başka bir rivayette ise şöyle buyurmuştur: "Kur’an-ı Kerim'i okuyan kimse sonradan (terk eder veya okumayı) unutursa, kıyamet günü cüzzamlı olarak Allah'a kavuşur." (Ebu Davud, Vitr, 21)
Kur’an’dan yüz çevirmenin dünyada sıkıntılı bir hayata, kıyamet gününde kişinin kör olarak haşredilmesine işaret eden ayeti kerimelerde Allah (c.c):
وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَى وَكَذَلِكَ نَجْزِي مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِآيَاتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ اْلآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى
"﴾124﴿ Kim de beni anmaktan yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.”
﴾125﴿ O der ki: “Ey rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Hâlbuki daha önce gören biriydim.”
﴾126﴿ Allah buyurur: “İşte böyle! Sana ayetlerimiz geldiğinde onları unutmuştun, bu gün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!”
﴾127﴿ Haktan sapan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Hiç kuşkusuz ahiretteki ceza daha şiddetli ve daha kalıcıdır." buyurmuştur. (Tâ Hâ, 20/124-127)
Ayette ifadesini bulan “Allah’ı anmaktan yüz çevirme”, Allah’ı inkâr etme, O’nun gösterdiği yolu beğenmeme, öğütlerine kulak asmama gibi manalarla açıklanmıştır. Aynı ayette söz konusu edilen “sıkıntılı hayat”ın mahiyeti ve nerede olacağı hususunda ise ilk dönem müfessirlerinden farklı rivayet ve yorumlar nakledilmiştir. Burada sözü edilen sıkıntılı yaşantının kabir hayatı aşamasıyla ilgili olduğu veya ahirette yaşanacak sıkıntılara işaret edildiği rivayetlerinin yanı sıra dünya hayatındaki sıkıntılar anlamına ağırlık veren rivayet ve izahlar da vardır. Dünya hayatındaki sıkıntı, bu tür kimselerin maddî açıdan bolluk içinde olsalar bile, inançsızlığın, yanlış hedeflere yönelmenin, haram yollardan kazanmanın verdiği psikolojik baskı altında büyük bir darlık ve sıkıntı hissedecekleri, Allah’ın hoşnutluğunu kazanma amacının mutluluğundan yoksun kalmanın ıstırabını tadacakları şeklinde yorumlanabilir (bk. Taberî, XVI, 225-227). Allah’a ve ahirete inanmayanların, inananlara göre çok daha dar bir maddî-manevi alan tasavvuru ve bu tasavvura bağlı darlık içinde yaşayacakları da ayrı bir gerçektir. (Kur'an Yolu Tefsiri, Cilt: 3,Sayfa: 657-658)
Kur’an Okuma Adabı:
1- Okumaya başlamadan önce abdest alıp ağız temizliği yapmak,
2- Kur'an'ı mescit veya bir başka temiz yerde okumak,
3- Kıbleye yönelmek ve diz üstü oturmak,
4- Kur'an okumaya başlarken eûzü besmele çekmek,
5- Tevbe Sûresi hariç her surenin başında besmele çekmek,
6- Okunan Kur'an ayetlerini huşû ile dinleyip anlamları hakkında düşünmek,
7- Sesi güzelleştirmek ve Kur'an'ı tane tane okumak,
8- Aceleci davranmamak,
9- Tecvid kaidelerine uymak,
Sonuç olarak Yüce Yaratıcımız tarafından gönderilen Kur’an’ı Kerim, üzerinde okumamız, anlamamız ve düşünmemiz gereken önemli hayat kaynağımızdır. O, hem dünya hem de ahiret hayatımız için kurtuluşumuzun anahtarıdır. Dünya hayatımız için öğütler verirken, dertlerimize şifa, hem de hidayet ve rehber kaynağımızdır. Yolumuz ancak ve ancak Kur’an’la aydınlığa kavuşur. İnsanlık için bir çözüm sunar ve en doğru yola yönlendirir. Kur’an’ın okunduğu mekânda melekler bulunur, orada huzur ve sükûnet hâkim olur. Kur’an’ın okunup anlaşılması, Allah katında insanlara üstünlük kazandırır. Kur’an, kabirde bir nur olur. Zorlukla öğrenip okuyan kişi için mükâfatı iki kat artırılır. Okunan her harf için en az on sevap verilir. Kur’an’dan uzak kalanlar için dünyada sıkıntılı bir yaşam olduğu gibi ahirette de Kur’an onlardan şikâyetçi olacaktır. Rabbim yolumuzu Kur’an’ın aydınlığında yürüyüp hayatımızın her anını Kur’an’ın bizlere öğütlediği bir yaşantıda sürdürebilmeyi nasip eylesin.
Ruhi İPEK (Vaiz)