Namazla Miraca Erelim
Namaz, İslam dininde yalnızca belirli vakitlerde yerine getirilen şekli bir ibadet değil; kul ile Rabbi arasında kurulan en derin, en canlı ve en sürekli bağdır. Kelime anlamı itibarıyla dua, yakarış ve yöneliş anlamlarını içinde barındıran namaz, insanın fıtrî olarak ihtiyaç duyduğu ilahî irtibatın en somut ifadesidir. Bu yönüyle namaz, kopan bağları onaran, uzaklaşan kalpleri yeniden Rabbine yaklaştıran bir kulluk çağrısıdır. Mümin için namaz, dünyanın geçici meşguliyetleri içinde kaybolan ruhun asıl yurduna dönüşüdür.
İslam düşüncesinde namaz, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) yaşamış olduğu Mirac hadisesiyle doğrudan ilişkilendirilmiş ve “müminin miracı” olarak tanımlanmıştır. Mirac; Allah Resûlü’nün (s.a.s) ilahî huzura kabul edilmesi ve kendisine ümmeti adına büyük hakikatlerin ikram edilmesidir. Bu yüce hadise, yalnızca Peygamberimize (s.a.s) ait tarihî bir mucize değil; aynı zamanda ümmete verilen evrensel bir mesajdır. Bu mesaj şudur: Kullukta samimiyet, ahlakta istikamet ve ibadette derinlik, insanı manen yücelten en önemli basamaklardır. Namaz da bu basamakların en başında gelir.
Kur’an-ı Kerim, namazın insan üzerindeki dönüştürücü etkisini açık bir şekilde ortaya koyar. Namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar; kalbi disipline eder, iradeyi güçlendirir ve ahlaki bir bilinç kazandırır. Ancak bu etki, namazın yalnızca şeklen değil, huşû ve ihsan şuuruyla kılınmasına bağlıdır. Aksi hâlde namaz, ruhu yüceltmek yerine alışkanlığa dönüşebilir. Bu nedenle mümin, namazını sürekli olarak gözden geçirmek, niyetini tazelemek ve Rabbine yönelişini derinleştirmekle sorumludur. Peygamber Efendimiz (s.a.s), namazın ruhu arındıran yönünü günlük hayattan verdiği bir misalle anlatmıştır. Günde beş vakit namaz, insanın manevi kirlerini temizleyen bir nehir gibidir. Bu benzetme, namazın sürekliliğinin ve düzenliliğinin ne denli önemli olduğunu ortaya koyar. Günahlarla ağırlaşan bir ruhun yüklerinden kurtulması, ancak bu sürekli arınma sayesinde mümkündür. Rükûda kibir kırılır, secdede benlik erir ve kul, acziyetini idrak ederek Rabbine yaklaşır.
Cibril hadisi olarak bilinen meşhur hadiste ifade edilen “ihsan” kavramı, namazın kalitesini belirleyen en temel ölçüdür. Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek; bu bilinçle kılınan namazın, kulun hayatına yön veren bir odak noktası hâline gelmesini sağlar. İnsan, nasıl ki önemli bir makamın huzurunda davranışlarına dikkat ediyorsa, her an Allah’ın huzurunda olduğu bilinciyle de ibadetlerine özen göstermelidir. İşte bu şuur, namazı mümin için gerçek bir mirac hâline getirir. Modern hayatın hız ve yoğunluğu, ne yazık ki namazın ihmal edilmesine yol açabilmektedir. Oysa Allah Resûlü (s.a.s), huzuru ve ferahlığı namazda bulmuş; yorgunluk anlarında bile secdeye yönelmiştir. Bu durum, namazın insanı yoran değil, aksine dirilten ve dengeleyen bir ibadet olduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak namaz, müminin hayatını şekillendiren temel bir kulluk bilincidir. Ona verilen değer, insanın Rabbine verdiği değerin bir göstergesidir. Namazı hayatının merkezine alan bir mümin, yalnızca ibadetini değil, ahlakını, ilişkilerini ve sorumluluklarını da güzelleştirir. Namazla yükselen bir kul, hem bu dünyada hem de ahirette izzet bulur. Rabbimizden niyazımız; bizleri namazını dosdoğru kılan, namazla arınan ve namazla mi‘raca eren kullarından eylemesidir.
Faruk YILDIRIM
Atkaracalar İlçe Vaizi