HASET, GIYBET VE İFTİRA
Haset, gıybet ve iftira; insanın kalbini, dilini ve toplumsal ilişkilerini bozan en ağır ahlâkî hastalıklardandır. Bu üç günah, zamanla sıradanlaşmakta; sohbetlerde, gündelik konuşmalarda ve sosyal ilişkilerde fark edilmeden işlenmektedir. Oysa Allah katında büyük vebali olan bu fiiller, insanın hem dünyasını hem de âhiretini tehdit etmektedir.
Haset, başkasına verilen nimetin yok olmasını isteme duygusudur. Tarihte işlenen ilk günah, haset sebebiyle meydana gelmiştir. Şeytan, Hz. Âdem’e (a.s.) verilen değeri kıskanmış ve bu haset onu ilâhî emre karşı gelmeye sürüklemiştir. Yüce Allah (c.c.) bu durumu şöyle bildirmektedir: “Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım… Meleklerin hepsi secde etti; İblis ise secde etmedi… ‘Öyleyse oradan çık! Sen kovuldun. Kıyamet gününe kadar lânet senin üzerinedir.’” (Hicr 15/28-33) Haset, insanlık tarihindeki ilk cinayetin de sebebi olmuştur. Hâbil ile Kâbil kıssasında, kurbanı kabul edilmeyen kardeş, hasedi yüzünden diğerini öldürmüştür: “Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder… Sonunda nefsi onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve hüsrana uğrayanlardan oldu.” (Mâide 5/27-30)
Aynı haset duygusu, Hz. Yusuf’un (a.s.) kardeşlerini de büyük bir suça sürüklemiştir: “Yusuf’u öldürün ya da onu uzak bir yere atın ki babanızın ilgisi size kalsın…” (Yusuf 12/9-10)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) hasedin tehlikesine dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: “Hasetten sakının. Çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği gibi haset de iyi amelleri yakar.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 44) “Bir insanın kalbinde iman ile haset bir arada bulunmaz.” (Nesâî, Cihâd, 8)
Gıybet ise dilin afetidir. Allah Teâlâ bu büyük günahı, son derece çarpıcı bir benzetmeyle yasaklamıştır: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Bundan tiksindiniz!” (Hucurât 49/12)
Resûlullah (s.a.v) gıybeti şöyle tarif etmiştir: “Gıybet, kardeşini, hoşlanmadığı bir şeyle anmandır. Eğer söylediğin onda varsa gıybet etmiş olursun; yoksa ona iftira etmiş olursun.” (Müslim, Birr, 70) Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v) şu uyarılarda bulunmuştur: “Kişiye günah olarak, her duyduğunu söylemesi yeter.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 80) “Müslümanların gizli hâllerini araştırmayın. Kim başkalarının ayıplarını araştırırsa Allah da onun ayıplarını ortaya çıkarır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35)
İftira ise hakkı bâtıla çeviren, bireyi ve toplumu ifsat eden ağır bir günahtır. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Kim bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, apaçık bir iftira ve büyük bir günah yüklenmiş olur.” (Nisâ 4/112) “İffetli mümin kadınlara, iftira atanlar dünyada ve âhirette lânetlenmişlerdir.” (Nûr 24/23-25)
Peygamber Efendimiz (s.a.v), helâk edici büyük günahları sayarken iftirayı da zikretmiştir:
“Yedi helâk ediciden sakının… Zinadan uzak duran mümin kadınlara iftira etmek.” (Buhârî, Hudûd, 44;Müslim, Îmân, 145) Yine Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kişinin haksız yere bir Müslümanın şeref ve namusuna dil uzatması, büyük günahların en büyüklerindendir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 35) Gerçek iflası haber veren hadiste ise Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekâtla gelir; fakat buna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiştir. Sevapları hak sahiplerine dağıtılır; sevapları biterse onların günahları kendisine yüklenir ve cehenneme atılır.” (Müslim, Birr, 59)
Haset kalpte başlar, gıybetle dile dökülür, iftira ile toplumu yıkar. Bu üç günah, kardeşliği zedeler, sevapları tüketir ve kul hakkı olarak âhirette karşımıza çıkar. Allah’ım! Kalplerimizi hasetten, dillerimizi gıybet ve iftiradan muhafaza eyle. Bizleri kardeşlerimizin ayıplarıyla değil, kendi kusurlarımızla meşgul olan kullarından eyle. Sözümüzü hayırla, suskunluğumuzu hikmetle süsle. Bizleri kul hakkıyla huzuruna gelenlerden değil, affına mazhar olan kullarından eyle. Âmin.
Abdulkadir Aksoy
Çankırı İl Fetva Vaizi