T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Çankırı Müftülüğü

19.02.2026

Ramazan Cami Ve Hayat 19 Şubat 2026 Perşembe Makale

RAMAZAN CAMİ VE HAYAT

Rabbimize sonsuz hamdü senalar olsun ki bizleri bir kez daha rahmet, mağfiret ve bereket ayı olan Ramazan’a kavuşturdu. Bu mübarek günler, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan’ı ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân 28, Savm 6) müjdesine erişebilmemiz için büyük bir fırsattır.

Ramazan, sıradan bir zaman dilimi değildir. Kalplerin dirildiği, nefislerin arındığı, günahların affedildiği bir manevi mevsimdir. Ramazan vaktin kıymetini bilme bilincini güçlendirirken; cami, Müslümanların mekânla olan bağını canlı tutan bir vahdet merkezidir. Bu iki değer bir araya geldiğinde, hayat ibadetle bütünleşir ve kulluğun ruhu her alana sirayet eder.

İslam medeniyetinde cami, yalnızca namaz kılınan bir alan değil; şehrin ruhu, yönü ve kimliğidir. Ramazan ayı geldiğinde camileri; mahyalar, kandillerle aydınlanır; mukabele, teravih ve sohbetlerle eğitim ve irşad ocağı hâline gelir. Mahyalar sadece estetik bir süs değil, topluma hikmetli mesajlar veren ışıklı bir tebliğ dilidir.

Camilerimiz; İslam beldelerinin bağımsızlığının sembolü, minareleriyle tevhidin işareti, ezanlarıyla şehadetin sesi, minberleriyle hikmetin ve ilmin merkezi, mihraplarıyla kötülük ve günaha karşı bir direniş noktasıdır.

Tarih boyunca tüm mescitler hayatın merkezinde olmuştur. Resûlullah’ın (s.a.v) Medine’ye hicret eder etmez Mescid-i Nebevi’yi inşa etmesi, İslam toplumunda mabedin kurucu rolünün açık göstergesidir. Çünkü cami, ibadetin yanı sıra eğitim, istişare, dayanışma, sosyal birlik ve adaletin tesis edildiği mekândır. Kur’an’ın “Mescidler yalnız Allah’ındır. O halde Allah ile birlikte başkasına da tapmayın.” (Cin Suresi, 72/18) buyruğu, caminin tevhid merkezli kimliğini vurgular. Peygamberimiz (s.a.v) de “Allah’a en sevimli yerler mescitlerdir” (Müslim, Mesâcid, 288) buyurarak bu önemi pekiştirmiştir.

Ramazanda hayatı cami ile buluşturan unsurlar şunlardır:

Teravih: Birlik ve Toplumsal Bütünleşme

Ramazan gecelerinin en belirgin ibadeti olan teravih, müminlerin bir araya gelip omuz omuza Allah’a yöneldikleri bir şükür şölenidir. Hayatın yoğunluğundan sıyrılıp “durma ve düşünme” vaktidir. Teravih saflarında sosyal farklılıklar ortadan kalkar, toplum tek beden hâline gelir. Çocuk seslerinin camilerde duyulması ise ibadetin hayattan kopuk olmadığını, aksine hayatın tam içinde olduğunu hatırlatır.

Mukabele: Kur’an’la Diriliş

Hz. Peygamber (s.a.v) ile Cebrail arasındaki karşılıklı Kur’an okuma geleneğinin günümüze yansıması olan mukabele, camileri birer Kur’an mektebine dönüştürür. Mukabele, yalnızca sesli bir tilavet değil; Müslümanların hayatlarını vahyin ışığında yeniden düzenleme çabasıdır. Tarihte esnafın işine gitmeden önce mukabele dinlemesi, ticaretin bile ayetlerin bereketiyle şekillenmesi geleneğini ortaya koyar.

İtikâf: Dünyanın Gürültüsünden Manevi Sığınağa

Ramazan’ın son on gününde yapılan itikâf, modern dünyanın hızını ve gürültüsünü geride bırakıp insanın kendine ve Rabbinin huzuruna çekilmesini sağlar. Bu ibadet “hayattan kopmak” değildir; tam aksine hayata daha bilinçli dönmek için yapılan manevi yenilenmedir. Resûlullah’ın (s.a.v) her yıl itikâfa girmesi, bu içsel yolculuğun önemini göstermektedir.

Yardımlaşma ve İnfak: Cami Merkezli Dayanışma

Osmanlı’dan günümüze camiler, yalnızca ibadet mekânı değil, aynı zamanda yardımlaşmanın merkezi olmuştur. İftar sofraları, imaretler, infak ve sadaka gelenekleri Ramazan’ın toplumsal boyutunu oluşturur. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” ilkesinin yaşandığı yer çoğu zaman cami avlularıdır. Böylece cami, merhameti ve paylaşmayı hayatın merkezine taşır.

Modern şehirleşme insanları bireyselleştirmiş, toplumsal bağları zayıflatmıştır. Bu durum cami ile hayat arasındaki bağı da etkilemiştir. Ramazan’ın temel mesajlarından biri de cami merkezli bir kolektif bilinci yeniden ihya etmektir. Çünkü cami; imanın canlı tutulduğu, nesillerin değerlerle yetiştiği, bilginin hikmete dönüştüğü, yalnızların yuva bulduğu, toplumun ortak vicdanının hayat bulduğu yerdir. Ecdadımız şehirleri camiyi merkeze alarak inşa etmiş; medrese, imaret, ticarethane ve mezarlığı onun etrafında konumlandırmıştır. Böylece toplumun hem maddi hem manevi bütünlüğü sağlanmıştır.

Ramazan, cami ve hayat üçlüsü; müslümanın kulluk bilincini diri tutan üç temel unsurdur. Ramazan ayı, camiyi hayatın tam merkezine yerleştirerek müslümanın kalbini, zihnini ve davranışlarını yeniler. Bu mübarek ayda mabetle kurulan bağ, yılın geri kalanında hayatın tüm alanlarına iyilik, hikmet, merhamet ve adalet olarak yansımalıdır.

Bu ay vesilesiyle Rabbimize yöneldiğimiz, Kur’an’la buluştuğumuz, camilerle hayatı bütünleştirdiğimiz her an, bizleri takvaya ve ahirette kurtuluşa götüren bir sermayedir.

Yüce Rabbimiz bizleri Ramazan’ın feyzinden, caminin nurundan ve hayatın her alanına yayılan ibadet bilincinden mahrum eylemesin. Allah’ım! Bizlere Ramazan’ın rahmetinden, mağfiretinden ve cehennemden azat edilen kullarından olmayı nasip eyle. Bizleri camilerle buluşmaktan, Kur’an’la hayat bulmaktan ayırma. Âmin.

Durali GÜL

Adrb Vaizi