Kardeşlik duygusu insanlar arasında birlik, beraberlik ve kaynaşma sağlanmasının, toplumsal dirlik ve düzenliğin ana unsurudur. İnsanlar, kardeş hissettiklerine karşı sevgi ve saygı besler, onlarla paylaşma ve dayanışma içine girer, onlarla barış ve huzur içerisinde yaşarlar. (Cafer Sadık Yaran, Ahlaki Erdemler, 155)
Kardeşlik olgusu; kan kardeşliği, din kardeşliği, insanlık kardeşliği olmak üzere üç başlık altında değerlendirilmektedir. İslam nazarında bunların en önemlisi din kardeşliğidir. İslam, din kardeşliğini merkeze alırken, kan bağı açısından oluşan kardeşliğe de sıla-ı rahim açısından büyük önem vermektedir. Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” (Hucurat, 49/10)
Bir gün Peygamber Efendimiz’e (s.a.s.) bir adam gelerek, “Yâ Resûlallah! Açlıktan bitap düştüm, hâlsiz kaldım.” der. Resûlullah (s.a.s.) onu doyurmaları için hanımlarına haber gönderir, fakat onların evlerinde de yiyecek hiçbir şey yoktur. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.),“Bu gece şu adamı konuk edip yemek yedirerek Allah’ın merhametine nail olmak isteyen kimse yok mu?”buyurur. Derhâl ensardan bir zât ayağa kalkar ve “Ben varım, yâ Resûlallah!” diye cevap verir. Bu zât Sâbit b. Kays’tır.Akabinde o adamı alıp evine götürür. Hanımına hitaben, “İşte bu kişi Allah Resûlü’nün (s.a.s.) konuğudur. Evde ne varsa ona ikram edelim.” der. Evin hanımı, “Vallahi evimizde çocuklarımızın yiyeceğinden başka hiçbir şey yok.” diyerek karşılık verir. Eşinden bu üzüntü verici cevabı alan sahâbî, eşine der ki: “O hâlde çocuklar akşam yemek istedikleri vakit onları uyut. Sonra gel, kandili söndür. Biz bu gece karanlıkta karnımızı doyuruyormuş gibi yapalım ve geceyi aç geçirelim.” Kadın, kocasının dediklerini yapar. Kendileri ve çocukları aç kalmıştır ama Allah Resûlü’nün (s.a.s.) emaneti olan misafirleri doymuştur. Sabah olunca misafirlerini uğurlarlar. Konuk olduğu evden ev sahiplerinin ikram ve izzetleri ile memnun olarak ayrılan misafir, doğruca Resûlullah’ın (s.a.s.) huzuruna varır. Misafiri karşısında karnı doymuş, memnun olarak gören Allah Resûlü (s.a.s.),“Bu gece Allah sizin yaptığınızdan hoşnut olmuştur.”buyurur. (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 10; Hadislerle İslam, 3/250 )
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerine şefkat hususunda müminleri âdeta tek bir vücut (beden) gibi görürsün. Mümin bir uzvundan şikâyet ederse, vücudun diğer uzuvları da uykusuzluk ve ateşle ona iştirak ederler.” (Müslim, Birr, 66) Vücudun her bir uzvu nasıl değerli ve vazgeçilmezse; İslam toplumu içerisinde yaşayan her birey aynı değerdedir.
Allah Resulü (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Müminin mümine göre konumu, parçaları (bölümleri) birbirini destekleyen bir tek bina gibidir.” (Buhârî, Salât, 88) Bu hadis-i şerifte de Allah Resulü (s.a.s.) inananları bir binaya benzetiyor. Bina, tuğlaların yan yana ve üst üste dizilmesi ile oluşur. Tuğlaları birleştiren harçtır. İslam toplumu bir bina, bu binada her bir mümin bir tuğla, kardeşlik de tuğlaları birleştiren harçtır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) insanlara değer verirdi. Zengin, fakir, efendi, köle, yerli-yabancı ayrımı yapmazdı. İnsanların renklerine, tenlerine bakmazdı. Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) yakın dostu olan Bilal-i Habeşi (r.a.) siyahi idi. Selman-ı Farisi (r.a.) İranlı idi. Kur’an da Yüce Rabbimiz Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) bu ahlakını şöyle övmekte idi: “Sen onlara sırf Allah’ın lütfu sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi…” (Âl-i İmran, 3/159) Allâh’ın Rasûlü (s.a.s.) biriyle tokalaştığında, o şahıs elini bırakmadıkça bırakmazdı. Karşısındaki yüzünü çevirmeden o yüzünü çevirmezdi. (İbn Mâce, Edeb, 21)
Toplum içerisinde insanların birbirlerine yardım etmeleri ve dayanışma içerisinde olmaları kaçınılmazdır. İnsanlar birbirinin desteğine muhtaçtır. Peygamber Efendimiz de (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntıyı giderirse, Allah da onun kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim darda kalan bir kimsenin işini kolaylaştırırsa, Allah da dünya ve ahirette onun işlerini kolaylaştırır. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da dünya ve ahirette onun ayıplarını örter. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da onun yardımcısı olur.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 60)
İslam’da kardeşlik ahlakı sevgi, saygı, merhamet, yardımlaşma, paylaşma gibi değerler üzerine kurulmuştur. Kardeşlik demek sorumluluktur. Sadece “müslümanlar kardeştir”, “kardeşlerimi seviyorum” demek yeterli değildir. Kardeşliğimizi perçinleyecek şu ilkeleri unutmayalım:
Müslümanlar, aynı bedenin organları, aynı binanın tuğlaları gibidirler. Birbirine destek vermeleri gerekir.
Müslüman, Müslüman kardeşini en az kendisi kadar değerli ve saygıdeğer görür. Onu hor, hakir ve küçük görmez, kardeşine karşı mütevazıdır, alçak gönüllüdür. Haset etmez, kıskançlık duymaz.
Müslüman, kendisi için istediğini kardeşi için de ister. Bencil değildir.
Müslüman güvenilir insandır. Emanete ihanet etmez. Eliyle ve diliyle zarar vermez.
Müslüman, kardeşine zulmetmez, haksızlık etmez, düşmanlık etmez.
Müslüman, kardeşine karşı üstünlük yarışı içine girmez.
Müslüman, kardeşine sırt çevirmez.
Müslüman, kardeşine sıkıntısında destek olur, üzüntüsünü paylaşır.
Müslüman, kardeşinin sevincine ortak olur.
Müslüman, kardeşinin basit görünen derdiyle bile alakadar olur.
Rabbim bizleri birbirini Allah için seven, gerçek manada kardeşlik hukukunu yaşayan, ihtiyacı olduğunda omuz veren, nefsini kardeşine tercih edebilen kullarından eylesin.
Hazırlayan: Hüseyin Yazıcı
İl Vaizi