DİN İSTİSMARIYLA MÜCADELEDE SAHİH DİNİ BİLGİNİN ÖNEMİ
Din, insanlar üzerinde en etkili olan kurumlardan biridir. İnsanın dine olan ihtiyacı, dinin insan ve toplumlar üzerindeki etkisi, din ve dînî müesseselerin güven vermesi tarih boyunca suiistimal sebebi olmuştur.
Se-me-ra kökünden gelen istismar, “bir şeyin ürününü devşirmek ve üründen istifade etmek” demektir. Bu olumlu anlam, “suiistimal etmek, sömürmek” olumsuz anlamıyla Türkçe’de yaygınlaşmıştır. Din istismarı, dine dair kavramlar ve değerler ile insanları aldatarak çıkar elde etmek ve kendi menfaatleri için dini kullanmak demektir. Din istismarı, dine hizmet etmesi gereken insanın dini kendisine hizmet ettirmesidir.
Tarih boyunca birçok kişi ve grup, dinin insanlar üzerindeki etkisinden faydalanarak çıkar elde etmeyi denemiş, din istismarcılığı yapmaktan çekinmemiştir. Bu kişi ve gruplar, kimi zaman ayet ve hadislerin anlamlarını çarpıtmış kimi zaman da onları kendi niyetlerine alet olacak şekilde yanlış yorumlayarak topluma anlatmıştır. Dini istismar edenlerin bir kısmı ise doğrudan dinin kendisini hedef almış, insanların İslam’a yönelmemesi için dinî kavramlarla alay etmiş ya da kutsalın değer kaybına uğraması için çalışmıştır. (Din İstismarı ile Mücadelede Sahih Dinî Bilginin Önemi, DİB, s. 10)
Niyeti halis olmayan kimseler, dini ve dinî değerleri dünyevî kazanç elde etmek, şöhret kazanmak ve güç devşirmek amacıyla istismar etmeye çalışırlar. Kendi arzu ve çıkarlarını meşrulaştırmak için ayet ve hadisleri heva ve heveslerine göre yorumlar, onları bağlamından koparırlar. Böylece ilahî mesajın özünü tahrif ederek insanları yanıltmaya çalışırlar. Hatta kimi zaman Kur’an-ı Kerim ve sünnetin önüne başka kaynakları ve şahsî görüşleri geçirerek hakikati gölgelemeye uğraşırlar. Müminin görevi ise dini, asli kaynakları olan Kur’an-ı Kerim ve sahih sünnet ışığında doğru anlamak ve yaşamaktır.
İslam dininin getirdiği hükümler, beş temel değeri korumayı amaçlamaktadır. Bunlar; dinin, canın, aklın, neslin ve malın korunmasıdır. Bu temel esaslardan dinin korunması ise, dini sahih kaynaklardan doğru bir yöntem ve hikmetli bir üslupla öğrenmek ve öğretmekle mümkündür. Bu sebeple İslam'ın itikad, ibadet ve ahlak esaslarını Kur’an-ı Kerim ve sünnet ekseninde öğrenmek; hurafe, batıl inanç ve yanlış düşüncelerden uzak durmak büyük önem taşımaktadır. Ancak bu şekilde dinin safiyeti korunabilir ve gelecek nesillere sahih bir din anlayışı aktarılabilir.
İnsanların dinî konulardaki bilgisizlikleri, din istismarcısının işini kolaylaştırmaktadır. Bu sayede dinin temel referanslarına aykırı olan birçok yanlışı, art niyetle, çarpık çıkarımlarla ve illetli yorumlarla dine dayandırmakta, sonra da insanlara doğruymuş gibi anlatmaktadır. Sağlam dinî bilgi ile korunmayan kimseler, bu şekilde çabuk kandırılabilmektedir. Din istismarı üzerine kurulu grupların insanların bilgisizliklerinden istifade etmesini önlemenin yolu ancak sağlam ve yeterli dinî bilginin toplumda yayılmasıyla mümkündür. Bu noktada, Kur’an ve sünnete dayalı bir din öğretiminden, ahlak ve maneviyat eğitiminden asla ödün verilmemelidir. İnsanlara sağlıklı, dengeli ve şeffaf bir din eğitimi verildiğinde ve onların manevi ihtiyaçları giderildiğinde din istismarına giden yollar kapatılmış olacaktır.
Din istismarcıları, heva ve hevesleri doğrultusunda insanları yönlendirmek amacıyla yüce dinimiz İslam’ın ana kaynaklarını halktan uzak tutmaya çalışır. Oysa Müslümanlar olarak bizler dinimizi iki ana kaynaktan öğreniriz. Birincisi hidayet rehberimiz olan Kur’an-ı Kerim’dir. İkincisi ise çağlara ışık tutan Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in sünnet-i seniyyesidir. (Din İstismarı ile Mücadelede Sahih Dinî Bilginin Önemi, DİB, s. 30)
Kur’an, Allah tarafından vahiy yolu ile Hz. Muhammed (s.a.s.)’e Arapça olarak indirilen, tevatür yoluyla hiçbir değişikliğe uğramadan bize ulaşan, mushaflarda yazılı, Fâtiha sûresiyle başlayıp Nâs sûresiyle biten, okunmasıyla ibadet edilen, başkalarının benzerini getirmekten âciz kaldığı ilahi, muciz kelâmdır.
Kur’an-ı Kerim’den sonra dinin ikinci kaynağı sünnettir. Sözlükte “izlenen yol, yöntem, örnek alınan uygulama, örf ve gelenek” anlamlarına gelmekte olup, sünnet “Resûlullah’ın söz, fiil veya tasvipleri” (takrirleri) şeklinde tanımlanmıştır. (Mürteza Bedir, Sünnet, DİA, 38/153)
Kur’an, bize imanımızın gereği olan ibadetleri emretmiş; sünnet, bu ibadetleri nasıl yapacağımızı göstermiştir. Kur’an, bize güzel ahlakı emretmiş; sünnet ise Peygamberimizin (s.a.s.) şahsında erdemli bir hayata model olmuştur. Bu yüzden biz, on dört asırdır İslam’ı bu iki ana kaynaktan öğreniriz. (Din İstismarı ile Mücadelede Sahih Dinî Bilginin Önemi, DİB, s. 8)
İslâm’a göre Hz. Peygamber’den (s.a.s.) başka, “masum ve tartışılmaz” bir otorite ve rehber kabul edilemez. Hiçbir kimse ve hiçbir yapı, kendisini dinin mutlak temsilcisi olarak göremez ve insanları kendisine kayıtsız şartsız itaat ve bağlılığa çağıramaz. İslâm’da itaat ve bağlılık, Allah ve Resulünedir. İslam’a göre hiçbir kişinin kendisini yanılmaz bir otorite ve rehber olarak kabul etmesinin veya bağlıları tarafından böyle görülmesinin bir geçerliliği yoktur.
Din samimiyettir. Samimiyetin gereği ise hiçbir dünyevi amaç ve ihtiras peşinde olmaksızın sırf Yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla kulluk görevlerini yerine getirmektir. (Din İstismarı ile Mücadelede Sahih Dinî Bilginin Önemi, DİB, s. 50)
Geçmişte yaşananlardan ders alınmalı, dinimizi, değerlerimizi istismar eden, dini kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isteyenlere fırsat verilmemelidir.
Rabbimiz ülkemize, devletimize, milletimize zarar vermek isteyenlere; dinimize, değerlerimize saldıranlara fırsat vermesin. 15 Temmuz gecesi gibi karanlık bir geceyi tekrar bu millete yaşatmasın. Din-ü devlet, mülk-ü millet uğruna canını feda eden tüm şehitlerimizi, ahirete irtihal etmiş olan gazilerimizi, 15 Temmuz gecesinde şehit olan kahramanlarımızı rahmet ve minnetle yad ediyoruz. Rabbim birliğimizi, huzur ve afiyetimizi daim eylesin.
Hazırlayan: Hüseyin YAZICI
İl Vaizi