VATAN SEVGİSİ İMANDANDIRِّ
اللَّهُم َّ حَبِّب ْ إِّلَيْنَا الْمَدِّينَة َ كَحُبِّنَا مَكَّة َ أَو ْ أَشَد َّ ، اللَّهُم َّ بَارِّك ْ لَنَا فِّى صَاعِّنَا ، وَفِّى مُدنَا ، وَصَحِّحْهَا
لَنَا وَانْقُل ْ حُمَّا ِّهَا إِّلَى الْجُحْفَة
Allah Resûlü (s.a.s); “Allah’ım! Bizlere Mekke’yi sevdirdiğin gibi, ondan daha da fazla Medine’yi
sevdir! Allah’ım, ölçü ve tartımızı bizim için bereketli kıl! (Medine’nin) havasını bizler için sağlıklı
kıl...” diye dua etti. (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 12)
Bu haftaki vaazımızda, gölgesinde huzurla yaşadığımız, ezanlarımızın yankılandığı, şanlı al
bayrağımızın dalgalandığı vatanımızın önemini ve İslam dininin vatan sevgisine verdiği ulvi değerin ne kadar
kıymetli bir durum olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalışacağız.
1. Vatan Nedir ve Müslüman İçin Ne Anlam Taşır?
Vatan; sadece üzerinde yaşadığımız, sınırları çizilmiş bir toprak parçası değildir. Vatan; dinimizi,
namusumuzu, bayrağımızı, ezanımızı, neslimizi ve hürriyetimizi koruduğumuz mukaddes bir yuvadır.
Vatanı olmayanın; özgürce ibadet edebileceği bir mabedi, huzurla sığınabileceği bir ocağı da olamaz.
Gönül dünyamızda ve kültürümüzde kökleşmiş olan "Vatan sevgisi imandandır" kelam-ı kibarı,
bir Müslümanın doğup büyüdüğü, havasını soluduğu, dini değerlerini özgürce yaşayabildiği topraklara karşı
duyduğu derin sevgi ve aidiyet hissinin, onun imanıyla ve irfanıyla doğrudan bağlantılı olduğunu özetler.
Tarihî ve edebî kaynaklarda insanlar için vatanın önemine, vatan sevgisi ve hasretine dair literatüre
geniş yer verilmiştir. Bu türde eser yazan ilk müelliflerden Câhiz, el-Ḥanîn ile’l-evṭân başlıklı risâlesinde
(Resâʾil, II, 379-412) vatan sevgisiyle vatan hasretinin insanda doğuştan gelen köklü bir duygu olduğunu
söyler. Bu sebeple, “Vatanında sıkıntı çekmen gurbette bolluk içinde yaşamadan daha iyidir” denilmiştir.
Câhiz, insanların vatanlarını rızıklarından daha çok önemsediklerini belirtir. Kurak, verimsiz bir ülkede
yaşayanlar daha zengin ülkelere gitseler yine de vatanlarını özlerler. Vatan sevgisinin doğuştan geldiği
yönündeki fikrini desteklemek amacıyla bazı âyetlerden örnekler veren Câhiz’e göre, “Eğer onlara,
‘Kendinizi öldürün’ yahut ‘Yurtlarınızdan çıkın’ diye emretmiş olsaydık içlerinden ancak çok az kısmı
bunu yapardı” meâlindeki ayette (Nisâ 4/66) can sevgisiyle vatan sevgisi eşit tutulmuştur. Yine Câhiz’e göre
vatan sevgisini ortaya koyan en güçlü delil Hz. Yusuf’un (a.s.), cenazesinin ataları Hz. Yakup (a.s.), Hz.
İshak (a.s.) ve Hz. İbrahim’in (a.s.) ülkesine taşınmasını vasiyet etmesidir. Ülkelerin mâmur hale gelmesini
sağlayan vatan sevgisidir. Nitekim Hz. Ömer’in (r.a.), “Allah ülkeleri vatan sevgisi sayesinde mâmur etti”
dediği rivayet edilir. Bütün fâtihler vatanlarını özler, hiçbir yeri doğdukları topraklara tercih etmezler. Câhiz
’in, Menâḳıbü Feżâʾilü’t-Türk başlıklı risâlesinde de belirttiği üzere vatan duygusu bütün insanlara şamil ve
her bölgede etkilidir, ancak bu duygu Türkler de her milletten daha güçlü ve köklüdür. (TDV İA, Çağrıcı,
“Vatan”)
Tarihçi ve edebiyatçı İbn Münkız’ın Kitâbü’l-Menâzil ve’d-diyâr adlı eserinde vatanla ilgili
manzum ve mensur literatüre ayrı bir bölüm ayrılmıştır (II, 3-32). Burada kaydedildiğine göre dünya
saltanatını terk edip zühd ve riyâzete yönelen İbrahim b. Edhem, “Dünyaya sırt çevirdiğimden beri hiçbir
şey bana vatan hasretinden daha ağır gelmedi” demiştir (TDV İA, Çağrıcı, “Vatan”)
2. Kur'an-ı Kerim'de Vatan ve Yurt Sevgisi
Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, insanın vatanından ve yuvasından uzaklaştırılmasını çok ağır
bir imtihan ve haksızlık olarak nitelendirmiştir. Ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır:
َّ ّٰللاه َ عَلٰى نَصْرِّهِّم ْ لَقَدٖير اُذِّن َ لِّلَّذٖين َ يُقَاتَلُون َ بِّاَنَّهُم ْ ظُلِّمُوا ؕ وَاِّن
"Saldırıya uğrayanlara zulme maruz kaldıkları için savaş izni verildi. Allah onları muzaffer
kılmaya elbette kadirdir." (Hac,22/39)
Yine Mekke’den Medine’ye hicret etmek zorunda kalan Müslümanların durumunu anlatan şu
ayet, yurt sevgisinin kutsallığını gözler önüne serer:ُؕ
ّٰللاه
َِّّلَّا اَن ْ يَقُولُوا رَبُّنَا اَلَّذٖين َ اُخْرِّجُوا مِّن ْ دِّيَارِّهِّم ْ بِّغَيْر ِّ حَق ٍّ ا
"Onlar sırf “Rabbimiz Allah’tır” dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmış
kimselerdir." (Hac,22/40)
Ayetlerin Mekke’den Habeşistan’a göç etmek zorunda kalan Müslümanlar hakkında indiğine dair
rivayetler ışığında bunların Mekke’de inmiş olabileceğini düşünen müfessirler de vardır. Onlara göre burada,
müminlerin zulüm ve baskı altında bulunduklarının tescil edilip hicrete izin verildiğinin bildirilmesi ve
Allah’ın müslümanlara nasip edeceği zaferin yakın olduğu ima edilerek onlara moral verilmesi
amaçlanmıştır (Şevkânî, III, 514-516; Derveze, VII, 104-105). 39 ve 40. âyetler birlikte değerlendirildiğinde,
inanç özgürlüğünü ve dinin icaplarını yaşama serbestisini sağlama hedefinin, savunma hazırlıklarını haklı
kılan sebeplerin başında geldiği söylenebilir. (Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 736-738)
3. Peygamber Efendimiz ’in (s.a.s) Vatan Sevgisi
Memleket sevgisi, Yüce Allah’ın insanların kalbine koyduğu fıtrî bir duygudur. Zira her insan
doğduğu, dünyaya gözlerini açtığı, yetiştiği, hayatının pek çok hatırasını yaşadığı, tarih ve kültürünün
şekillendiği, akraba ve atalarının yaşadığı yere karşı ayrı bir sevgi ve ilgi duyar. Oradan uzaklaştığı zaman
özlemle kavuşmayı arzu eder. Nitekim Allah Resûlü (s.a.s.) de doğup büyüdüğü Mekke’ye karşı ayrı bir
sevgi beslemiş ve bu sevgisini Mekke’nin fethi sırasında şu şekilde dile getirmiştir:ُ
ت ْ َّْلَ أَنِّى أُخْرِّجْت ُ مِّنْك ِّ مَا خَرَج ّٰللاَِّّ وَلَو ِّ ّٰللاَِّّ إِّلَى ِّ ّٰللاَِّّ وَأَحَب ُّ أَرْض َّٰللاَِّّ إِّنَّك ِّ لَخَيْر ُ أَرْض و
“(Ey Mekke!) Vallahi sen Allah’ın en hayırlı ve Allah’a en sevimli olan beldesisin. Senden
çıkarılmış olmasaydım seni asla terk etmezdim." (Tirmizî, Menâkıb, 68)
Allah Resûlü ve Müslümanlar, Mekke’den zorla çıkartılıp Medine’ye geldiklerinde, karşılaştıkları
sıkıntılara rağmen çok geçmeden buraya alışmışlardı. “Allah’ım, Mekke’ye verdiğin bereketin iki katını
Medine‘ye ver.” (Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 9) diye dua eden Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Mekke gibi
Medine’yi de çok sevmişti.
Bu sevgisini ashabından Enes b. Mâlik (r.a) şöyle nakletmektedir: “Peygamber (s.a.s) bir seferden
döndüğü zaman Medine’nin yüksek duvarlarını görünce devesini (süratle koşması için) salıverirdi. Eğer
deveden başka bir hayvan üzerine binmişse Medine ‘ye olan sevgisinden dolayı binitini harekete geçirirdi.”
(Buhârî, Fedâilü’l-Medîne, 9)
Allah Resûlü (s.a.s), Tebük Seferi’nden dönerken de aynı şekilde acele davranmış ve Medine ‘ye
yaklaşınca, “İşte bu Tâbe’dir (iyilik ve güzellik şehridir). Bu da Uhud’dur, öyle bir dağdır ki o bizi sever
biz de onu severiz.” diyerek Medine‘ye olan sevgisini dile getirmişti. (Müslim, Hac, 503) (Hadislerle İslâm,
Cilt 7, Sayfa 363)
Peygamberimiz (s.a.s.) Medine-i Münevvere ’ye yerleştikten sonra da ora için dua etmiş, Medine’yi
de vatan edinerek canından çok sevmiştir. Hatta bir seferden dönerken Medine’nin evlerini görünce
heyecanlanır, devesini hızlandırırdı. (Buhârî, Fezâilü’l-Medîne, 10)
İnsanın yurt olarak benimsediği toprakları bırakıp yeni diyarlarda yaşamaya alışması kuşkusuz
kolay değildi. Medine’ye hicret eden Müslümanlar da bir süreliğine bile olsa oraya alışmakta zorlanmışlardı.
Muhacirlere, Medine’nin havası iyi gelmemiş ve bazıları hastalanmıştı. Hastalananlar arasında Hz. Ebû Bekir
(r.a.) ile Allah Resûlü’nün (s.a.s.) müezzini Bilâl-i Habeşî (r.a.) de vardı. Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) sevgili kızı
Hz. Âişe (r.a.), onları ziyaret ederek durumlarını sormak istedi. Yanlarına geldiğinde Hz. Âişe (r.a.), en az
hastalıkları kadar memleket hasretinin de onlara acı verdiğini gördü. Nitekim babası Hz. Ebû Bekir (r.a.)
sıtma nöbeti sırasında memleketine olan sevgi ve özlemini bir beyitle şöyle dile getiriyordu:
“Her insan ailesiyle güne başlar, bakın,
Hâlbuki ölüm ona ayakkabısının bağcığından daha yakın!”
Sıtma nöbeti geçtiğinde, Bilâl-i Habeşî’nin (r.a.) dudaklarından da sıla hasretini ifade eden şu
beyitler dökülüyordu:
“Ah ne olur!
Bir gece bile olsa Mekke’de bulunsam,
Sümbüller ve yavşanlarla bezeli bir dere kenarında uykuya dalsam.
Bir gün Mecenne pınarına varıp suya kansam,
Şâme ve Tafîl dağlarına doya doya baksam.” (Hadislerle İslâm, Cilt 7, Sayfa 361)
4. Vatanı Korumak ve Nöbet Tutmak: "Ribat"
Vatan, havasıyla, suyuyla, toprağıyla benimsenen, insanın ait olduğunu hissettiği toprak parçası
olarak tanımlansa da yalnız bu maddî öğelerden ibaret değildir. İnsanın bir yurdu vatan olarak benimsemesi
için maddî ve mânevî unsurlar birlikte düşünülmelidir. İnsanın kimliğinin bir parçası olan vatanı, aynı
zamanda kuşandığı değerlerin de kaynağıdır. Ortak yaşanan din, dil ve gelenek öğeleri ile herhangi bir toprak
parçası özdeşleşir; böylece üzerinde yaşayan insanlar da o vatanın milleti olur. Birlikte paylaşılan geçmiş ve
aynı ideallerin planlandığı bir gelecekle vatan ve millet unsurları meydana gelir. (Hadislerle İslâm Cilt 7
Sayfa 363)
İslam anlayışında vatan sadece sevilmekle kalmaz; can pahasına korunur, imar edilir ve gelecek
nesillere güvenle devredilir. Vatan savunması ve sınır boylarında nöbet tutmak (ribat), ibadet hükmündedir.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’unda İstiklal Marşında da söylediği gibi:
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle müjdelemektedir:َِّّّٰللا ِّ
ِّ ّٰللاَِّّ، وَعَيْن بَاتَت ْ تَحْرُس ُ فِّي سَبِّيل ِّ َّلَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْن بَكَت ْ مِّن ْ خَشْيَة عَيْنَان
"İki göz vardır ki onlara cehennem ateşi dokunmaz: Biri Allah korkusundan gözyaşı döken
göz, diğeri ise Allah yolunda (vatan ve millet nöbetinde) geceleyin bekçilik eden göz." (Tirmizî, Fezâilü'l-
Cihâd, 12)
İslâm dini, insanların hak, menfaat ve değerlerini paylaşarak yaşadıkları bir yer olan vatanı ve
memleketini sevmeyi, korumayı teşvik etmiş ve onu savunmayı yüce bir görev saymıştır. Vatanı korumak
adına kuvvet hazırlanmasını ve savaşa hazırlıklı olunmasını emretmiştir. Bu bağlamda, Allah Resûlü (s.a.s)
vatan uğruna nöbet tutmanın faziletini şu şekilde dile getirmiştir:َ
رِّبَاط ُ يَوْم ٍّ وَلَيْلَة ٍّ خَيْر مِّن ْ صِّيَام ِّ شَهْر ٍّ وَقِّيَامِّه ِّ وَإِّن ْ مَات َ جَرَى عَلَيْه ِّ عَمَلُه ُ الَّذِّى كَانَ
يَعْمَلُه ُ وَأُجْرِّى َ عَلَيْه ِّ رِّزْقُه ُ وَأَمِّن َ الْفَتَّان
“Bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay oruç tutup geceleri namaz kılmaktan daha hayırlıdır.
Şayet (kişi nöbette) ölürse yapmakta olduğu işin sevabı devam eder, rızkı da devam eder ve kabirdeki sorgu
meleklerine karşı güven içinde olur.” (Müslim, İmâre, 163) Vatan müdafaasından maksat, sadece sahip
olunan toprakları korumak değil, o topraklar üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve
namusunu korumak ve onları hürriyet ve huzur içinde yaşatmaktır. (Hadislerle İslâm Cilt 7 Sayfa 363)
5. Günümüzde Vatan Sevgisini Nasıl Göstermeliyiz?
Vatan sevgisi sadece cephede askerlik yapmakla sınırlı değildir. Günümüzde vatanımızı sevmenin
ve ona sahip çıkmanın somut yolları şunlardır:
İşini En İyi Şekilde Yapmak: Memur, işçi, esnaf, çiftçi veya öğrenci olsun; herkes görevini ahlakla
ve liyakatle yerine getirmelidir.
Birlik ve Beraberliği Korumak: Bizi birbirimize düşürmek isteyen nifak tohumlarına karşı uyanık
olmalı, kardeşlik hukukumuza sahip çıkmalıyız.
Vatan Malını ve Kaynaklarını Korumak: Kamu malına zarar vermemek, israftan kaçınmak ve
devletimizin imkânlarını yetim malı titizliğiyle korumak vatan sevgisinin bir gereğidir.
Şehit ve Gazilerimize Vefa Göstermek: Bu toprakları bize vatan kılan aziz şehitlerimizi rahmetle
anmak, onların ailelerine ve gazilerimize hürmet göstermek boynumuzun borcudur.
Vatanı Korumak ve Nöbet Tutmak: "Ribat"
İslam anlayışında vatan sadece sevilmekle kalmaz; can pahasına korunur, imar edilir ve gelecek
nesillere güvenle devredilir. Vatan savunması ve sınır boylarında nöbet tutmak (ribat), ibadet hükmündedir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde şöyle müjdelemektedir:َِّّّٰللا ِّ
ِّ ّٰللاَِّّ، وَعَيْن بَاتَت ْ تَحْرُس ُ فِّي سَبِّيل ِّ َّلَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْن بَكَت ْ مِّن ْ خَشْيَة عَيْنَان
"İki göz vardır ki onlara cehennem ateşi dokunmaz: Biri Allah korkusundan gözyaşı döken
göz, diğeri ise Allah yolunda (vatan ve millet nöbetinde) geceleyin bekçilik eden göz." (Tirmizî, Fezâilü'l-
Cihâd, 12)
İstiklal şairimiz Mehmet Âkif Ersoy’un şu dizeleri, Müslümanın vatan şuurunu ne güzel özetler:
"Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı."
Sonuç
İnsanın üzerinde yaşadığı, anılarını yaşattığı, kendisinden bir parça olarak gördüğü vatanını
sevmesi, ondan ayrı kaldığı zaman özlemesi son derece doğal bir durumdur. Bu ortak duyguları besleyen
insanların bir araya gelerek geçmiş ve geleceğe dair ortak ideallerde buluşmaları, ortak değerleri paylaşmaları
ile herhangi bir toprak parçası vatan olma özelliğini kazanır. Aynı vatan üzerinde yaşayan ve millet olma
şuurunu taşıyan insanlar için o toprak parçası maddî ve mânevî değerleri içinde barındırmaktadır. Bu
yüzdendir ki vatanı sevmek, korumak, savunmak kutsal bir görev olarak görülmüştür. Vatanın vatan olma
özelliğini devam ettirebilmesi de ancak onu vatan yapan unsurların bilinmesi, korunması ve yeni nesillere
aktarılması ile mümkün olacaktır. (Hadislerle İslâm Cilt 7 Sayfa 365)
Cenâb-ı Hak; bizleri vatanının, bayrağının, ezanının ve bağımsızlığının kadrini bilen kullarından
eylesin. Şanlı ordumuzu, güvenlik güçlerimizi her türlü görünür görünmez kazadan, beladan ve düşman
şerrinden muhafaza eylesin. Devletimize dirlik, milletimize birlik nasip eylesin.
Vatan uğruna canlarını feda eden bütün aziz şehitlerimize gani gani rahmet, gazilerimize hayırlı ve
sağlıklı ömürler ihsan eylesin.
Hazırlayan: Ruhi İpek
Vaiz