T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Çankırı Müftülüğü

23.09.2021

Haftanın Makalesi: Cenaze, Cenaze Namazı Ve Kabirlerle İlgili Ahkam

Cenaze, Cenaze Namazı Ve Kabirlerle İlgili Ahkam

Bu dünya hayatına gelen her canlı bu dünyaya veda etmek, bu dünyadan ayrılmak durumundadır. Ölüm dediğimiz bu ayrılıştan kaçmak, kurtulmak mümkün değildir. Ancak ölüm bir yokluk değil, bir başka âleme yapılan yolculuktur. Her yolculukta olduğu gibi bu yolculukta da yapılması gerekenler vardır. İşte kendisinde bu yolculuk yani ölüm emareleri beliren kişiye muhtazar denilmektedir. Böyle ölüm halinde olan kimse zorluk ve meşakkat söz konusu değilse sağ yanı üzerine, yüzü kıbleye gelecek şekilde çevrilir. Ayakları kıble istikametinde olacak şekilde başı biraz yükseltilerek sırt üstü de yatırılabilir. Böylece kendisinde ölüm belirtileri görülen kimsenin yüzü kıble istikametine döndürülmüş olur. Zira Allah Rasulü (sav), “Sizden biri kıbleye yöneldiği zaman Allah’a yönelmiş olur” buyurmaktadır. (Müsned, III, 24; Ebû Dâvûd, “Ṣalât”, 22).

Ölüm hastalığında olan kimsenin yanında kelime-i tevhid getirilmeli ancak hasta, “Hadi sen de söyle” diye zorlanmamalıdır. Hastanın son sözünün kelime-i tevhid olması ve iman üzere bu dünyadan ayrılması için hasta kelime-i tevhidi bir kez söylediği zaman tekrar edilmemeli ve hastaya bıkkınlık verilmemelidir. Hz. Peygamber (sav), son sözü “La ilahe illallah” olan kimsenin cennete gireceğini ifade ederek ölüm halinde olan kimselere kelime-i tevhidin telkin edilmesini tavsiye etmiştir.

Ölüm hadisesi vuku bulunca cenazenin gözleri yavaş hareketlerle kapatılmalı, çirkin bir görüntünün oluşmasını önlemek ve yıkanması esnasında ağzına su kaçmasını engellemek için bir bez parçası, çenesinin altından başının üzerine bağlanmalı ve ayrıca kolları da göbeği üzerinde değil yanları üzere düz konulmalı, şişmemesi için de karnı üzere bıçak gibi metal bir şey konulmalıdır.

Yıkama esnasında cenazede hoş olmayan bir takım hal ve durumlar görülecek olursa, bunlar anlatılmamalı ve toplum içinde ifşa edilmemelidir. Cenazenin yıkanması esnasında görülen tebessüm etmesi, yüzünün nurlanması gibi durumların anlatılmasında sakınca yok ise de cenazede görülen yüzünün morarması, asık bir çehre gibi hoş olmayan durumların ifşa edilmesi cenaze sahiplerini üzdüğü gibi, toplum içinde kin ve nefretin doğmasına sebebiyet verebilir. Dahası cenazede görülen bu haller cenazenin ahiretteki durumuyla ilişkilendirilebilir. Hâlbuki durum hiç de böyle olmayabilir.

Ölüm hadisesi karşısında cenaze sahipleri ve yakınları feryad-ü figan ederek, yüzünü gözünü paralayarak, yanağını tokatlayarak ağlamamalı, isyan manasına gelecek sözlerden ve davranışlardan kaçınmalı, Allah-ü Teâla’ya isyan manasına gelecek sözlerin azabı gerektireceği unutulmamalıdır.

Her türlü nimetin Allah Teâla’dan olduğu bilinmeli ve şükredilmeli; her türlü musibetin de Allah Teâla’dan olduğu bilinmeli ve sabredilmelidir. Musibete uğrayan mü’min, istircada bulunmalı yani “İnna Lillahi ve İnna ileyhi Raciun” (Biz Allah’a aidiz ve yine O’na döneceğiz.) diyerek teslimiyet göstermeli, böylece ölümün bir yok oluş değil yeni bir başlangıç olduğunun şuurunda olmalıdır.

Mü’min bir kimse vefat ettiğinde mümkün mertebe onun cenaze namazını kılmaya gayret göstermeli, cenazesine iştirak etmelidir. Allah Rasulü (sav) mümin bir kimse vefat ettiğinde onun cenaze namazını kılmaya teşvik etmiş, Necaşi’nin vefatını duyduğunda onun cenaze namazını kılmış, müslümanın müslüman kardeşi üzerindeki haklarını sayarken onun cenazesine iştirak etmeyi de zikretmiştir. Allah Rasulü (sav), cenaze namazı kılınıncaya kadar bulunan kimseye bir kırat, defnedilinceye kadar kalan kimseye iki kırat sevap vardır, buyurmuş, iki kırat ne kadardır? Sorusuna, Allah Rasulü (sav), iki büyük dağ kadardır cevabını vermiş ve cenaze namazını kılmanın ve cenaze defnedilinceye kadar beklemenin ne kadar büyük bir ecri olduğunu bizlere göstermiştir.

Dünya meşgalelerinden bir nebze olsun kurtulmak, ölümü ve hesabı hatırlamak için zaman zaman kabirler de ziyaret edilmeli, kabirlerde yatanlardan ibret alınmalı ancak kabir ziyaretinde mum yakmak, kabrin taş ve parmaklıklarını öpmek, kabre karşı namaz kılmak, kabirde olan kimseden bir şey istemek, bez bağlamak gibi itikad ve imanımıza ters düşen, islamda yeri olmadığı gibi şirk inancına da yol açan bidat ve hurafelerden uzak olunmalıdır.

Murat ÇELEBİ Kızılırmak İlçe Vaizi